SON DAKİKA
Hava Durumu

TARİHİN BİTMEYEN VE BİLİNMEYEN MACERALARI... ACABA?

Yazının Giriş Tarihi: 14.01.2026 09:46
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.01.2026 09:46

Tarih, çoğu zaman bize kesin doğrular sunuyormuş gibi anlatılsa da, aslında pek çok olayın farklı yorumlara ve anlatılara açık olduğu bir alandır. Yıllar boyunca doğru kabul ettiğimiz kimi bilgilerin, zamanla tartışmalı hâle geldiğini; hatta bazı anlatıların “acaba” sorusu etrafında yeniden şekillendiğini görürüz.

Bu durum, tarih anlatılarında zaman zaman abartıya, yakıştırmaya ya da kulaktan dolma bilgilere de kapı aralamıştır. “Öyle miymiş, yoksa böyle miymiş?” tartışmaları da tam bu noktada başlar.

Buna sıkça örnek verilen olaylardan biri, Prut Seferi’dir. Rivayete göre, Rus Çarı Deli Petro ordusuyla yok olmanın eşiğindeyken, eşi Katerina’nın Osmanlı Serdarı Baltacı Mehmet Paşa’nın çadırına girdiği ve yaşananların Rus ordusunu kurtardığı ileri sürülmüştür. Ancak tarihçiler tarafından sonradan yapılan değerlendirmelerde, bu anlatının kesin delillere dayanmadığı, Katerina’nın şahsiyetine yönelik bu tür iddiaların tarihsel gerçeklikten ziyade söylenti niteliği taşıdığı ifade edilmiştir.

Bazı kaynaklara göre, olayın arka planında diplomatik ve maddi unsurlar bulunmaktadır. Katerina’nın servetinin, Rusya adına pazarlık unsuru olarak kullanıldığı; görüşmelerin Baltacı Mehmet Paşa’nın yanı sıra Osmanlı bürokrasisindeki diğer görevliler aracılığıyla yürütüldüğü ileri sürülmektedir. Görüldüğü üzere, aynı tarihsel olay farklı anlatımlarla karşımıza çıkabilmektedir.

Tarihimizin “bilinmeyen” ya da “bitmeyen” maceralarına dair bir başka ilginç örnek ise, yazar Erdoğan Tokmakçıoğlu’nun aktardığı ve II. Abdülhamit’e atfedilen “parmak” meselesidir.

Aktarıma göre, II. Abdülhamit’in, özel doktorundan edindiği bilgiler doğrultusunda, bazı fiziksel özelliklerin insan davranışlarıyla ilişkilendirilebileceğine inandığı belirtilmektedir. Buna göre, başparmağın işaret parmağına oranı üzerinden kişilik tahlili yapıldığı, hatta bu düşüncenin hapishanelerdeki hükümlüler üzerinde ölçümlerle sınandığı iddia edilmektedir.

Elbette bu anlatıların bilimsel bir dayanağı olup olmadığı tartışmalıdır. Nitekim modern hukuk ve bilim anlayışı, kişilerin fiziksel özellikleri üzerinden suç isnadı yapılmasını kesin biçimde reddeder. Bu tür aktarımlar, tarihsel bir anekdot olarak değerlendirilmeli; günümüz hukuku açısından herhangi bir karşılık taşımadığı özellikle vurgulanmalıdır.

Biz burada tarihsel olayların doğruluğunu ispat etmeye değil; tarih anlatılarının zaman içinde nasıl şekil değiştirdiğine dikkat çekmeye çalışıyoruz.

Sözün özü; tarih anlatılarında bazen “lafın bittiği yer”e gelindiği sanılsa da, çoğu zaman hikâyenin ucu açıktır. Bu durumu, eski bir fıkra tadında anlatılan şu örnekle tamamlayalım:

Issız bir arazide atıyla yol alan bir adam, ihtiyacını gidermek için atından iner. Bir köstebeği, kurumuş bir ağaç kökü sanarak atını bağlamak ister; köstebek yuvasına kaçınca adam atını serbest bırakır. Temizlenmek için kopardığı otun ısırgan olduğunu fark ettiğinde ise acı içinde söylenmeye başlar: “Ne otmuş ot, ne kazıkmış kazık…”

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.