Suç, hukuki olduğu kadar toplumsal ve kriminolojik bir kavramdır. Türlü nedenlere bağlı olabileceği gibi bir çağdan öbürüne, bir yönetim biçiminden diğerine kadar değişkenlik gösterir. Örneğin ilkel dönemlerde suç ve günah kavramları iç içedir. Ortaçağ olarak nitelediğimiz teokratik dönemde ise suç anlayışı, büyük ölçüde “kısasa kısas” ilkesine dayanır.
Shakespeare’in Venedik Taciri adlı eseri, ceza kavramında kısasa kısas olgusuna örnek olarak gösterilebilir. Oyunun en önemli karakterlerinden biri Venedik’te yaşayan Yahudi tefeci Shylock’tur. Yakın arkadaşı Bassanio’nun deniz yolculuğu için Antonio, Shylock’tan borç para alır. Taraflar arasında yapılan senede göre, borç zamanında ödenmezse Antonio’nun bedeninden bir libre et kesilecektir.
Arkadaşına duyduğu güven ve sevgiyle bu koşulu kabul eden Antonio, aslında kendine aşırı güvenerek trajik bir hata yapar. Başlangıçta borçlu konumuna düşer; ancak gelişen olaylar sonucunda yargı süreci tersine döner ve bu kez Shylock cezalandırılacak taraf hâline gelir. Böylece Venedik Taciri, Ortaçağ’daki ibret oyunlarını andıran bir ders niteliği kazanır.
Dünya tarihinde ceza anlayışı ve uygulama biçimi, insanlığın gelişimine paralel olarak değişime uğramıştır. Nitekim Durkheim’e göre suç sayılan bir eyleme karşı uygulanan ceza anlayışında iki temel etken rol oynar: Toplumun gelişmişlik düzeyi ve yönetim biçiminin niteliği. Bir anlamda toplum ne kadar ilkel, yönetim ne kadar merkezi ve otoriter ise ceza sistemi de o ölçüde ağır olur.
Özellikle ülkemizde adalet mekanizmasının yeterince işletilememesi, suç olgusu yaratılması ve suçun niteliğinin sürekli çoğaltılması toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumdadır. Neredeyse memleketin her köşesinden çığlıklar yükseliyor. Herkesin yarası büyük; ancak bu yaraları saracak pansuman malzemesi yok denecek kadar az.
Son olarak şunu eklemek gerekir: Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, bağımsız yargı ve hukuk devleti ilkeleri Anayasa’da yer alan temel kazanımlardır. Anayasal düzeni savunmak ve korumak kamusal bir görevdir. İdari yönetimin başında olanlar, cezalandırıcı reflekslerle hareket etmek yerine toplumun yaralarını saracak, adaleti tesis edecek bir sistemi kurmak için çaba göstermelidir. Günümüzde yaşanan olumsuzlukların sona ermesi ancak adil bir düzen ve saygın, bağımsız bir yargı işleyişiyle mümkün olabilir.
Esen kalın.
Not: Bu yazı, Eren Aysan’ın konuya ilişkin değerlendirmelerinden yararlanılarak kaleme alınmıştır.