İki politikacı dertleşiyormuş…
“Bir seçim yapılırsa bizim halimiz ne olur? Seçimlerde elimizdeki imkânlar da azalıyor. Üstelik iki yılımızı doldurmadan emekli de olamıyoruz. Bizim gibilerin hali ne olacak?” diye içini çekmiş biri.
Diğeri ise,“Ben sana bir fıkra anlatayım da biraz rahatla,” demiş.
“Sen seçim için dertleniyorsun ama dünyada bazı insanlar da savaş ihtimalleri üzerinden endişe ediyor; Üçüncü Dünya Savaşı çıkar mı, çıkmaz mı diye tartışıyor.”
Bir zamanlar, yani İkinci Dünya Savaşı öncesinde, iki Alman kendi aralarında sohbet ediyormuş. Konu, Adolf Hitler’in dünyayı savaşa sürükleyip sürüklemeyeceğiymiş.
Biri ihtimalleri sıralamaya başlamış:
“Savaş ya çıkar ya çıkmaz.”“Güzel.”
“Çıkmazsa mesele yok.”“Bu da güzel.”
“Çıkarsa biz de savaşa gireriz ya da girmeyiz.”“Güzel.”
“Girmezsek mesele yok.”“Güzel.”
“Girersek ya kazanırız ya kaybederiz.”“Güzel.”
“Kazanırsak mesele yok.”“Bu da güzel.”
“Kaybedersek ya ölürüz ya da sağ kalırız.”“Güzel.”
“Ölürsek mesele yok.”“Bu da güzel.”
“Sağ kalırsak esir düşebiliriz. Esir düşersek ya öldürürler ya yakarlar.”“Güzel.”
“Yakarlarsa geriye kalanlarımızı ya kimya sanayinde ya da kâğıt sanayinde kullanırlar.”“Bu da güzel.”
“Kimya sanayinde kullanırlarsa mesele yok.”“Güzel.”
“Kâğıt sanayinde kullanırlarsa ya yazı kâğıdı yaparlar ya da tuvalet kâğıdı…”
Her ihtimalde “Güzel, bu da güzel” diyen diğer Alman sonunda dayanamamış:
“Peki tuvalet kâğıdı yaparlarsa ne olacak?”
Cevap kısa olmuş:“İşte o zaman yandık!”
***
Bu fıkra, usta gazeteci Hasan Pulur’dan aktarılır.
Bu anlatının hatırlattığı şey ise oldukça tanıdık: Günümüzde de farklı mecralarda yapılan yorumlarda, olası krizler, savaş ihtimalleri ya da büyük senaryolar üzerine sayısız tahmin yürütüldüğünü görüyoruz.
Kimi zaman bu değerlendirmeler toplumda endişeyi artırabiliyor, kimi zaman da ihtimaller zinciri içinde gerçeklik duygusu kaybolabiliyor.
İnanmak ya da inanmamak ise herkesin kendi değerlendirmesi…
Bu da güzel!