Bir gün şeytanlar kongresi toplanmış. Kongrenin açılış konuşmasını Baş Şeytan yapmış.
Konuşmasının sonunda genel kurula şöyle bir teklif sunmuş:
“İnsanlar hep bizden şikâyet ederler. Başlarına ne gelirse bize yüklerler. Oysa çoğu zaman kendi tercihleri ve davranışları da yaşanan olaylarda etkili olur. Biz de bugün bir kenara çekilip insanların işlerine karışmayalım; bakalım neler olacak?”
Teklif oy birliğiyle kabul edilmiş. Şeytanlar kongreden çıkıp bir ağacın altına oturmuşlar. Bulundukları yer bir köylünün çiftliğine yakınmış.
Kadın ineği sağarken, kocası tarlada çalışıyor, buzağı ise bağlı olduğu yerde huzursuzca ses çıkarıyormuş. O sırada Baş Şeytan yerinden kalkmış ve buzağının ipini hafifçe gevşetmiş. Buzağı da biraz çekiştirince kurtulup anasına koşmuş. İnek telaşlanınca süt dolu güğüm devrilmiş.
Bunun üzerine köylü kadın öfkelenmiş, eline aldığı sopayla ineğe vurmuş. Olanları gören adam da sinirine hâkim olamamış. Ardından yaşananlar büyümüş, aileler arasında çatışmalar çıkmış ve olaylar giderek daha ağır sonuçlara yol açmış.
Bir süre sonra Baş Şeytan diğer şeytanlara dönüp şöyle demiş:
“Gördünüz mü? Biz yalnızca küçük bir dokunuş yaptık. Bundan sonrası insanların kendi öfkeleri, kararları ve davranışlarıyla şekillendi. Buna rağmen bütün olup bitenin sorumluluğu bize yüklenecek.”
Bu hikâye, küçük bir olayın bazen nasıl büyük sonuçlara dönüşebildiğini ve insanların öfke, hırs veya yanlış kararlarının olayları nasıl büyütebildiğini anlatan bir kıssa olarak aktarılır.
Bazı düşünür ve yazarlar da insan davranışlarında hırsın, güç arzusunun ve adalet duygusundan uzaklaşmanın toplumlar üzerinde önemli etkileri olduğuna dikkat çekmişlerdir.
Bu kıssadan çıkarılacak ders ise okuyucunun değerlendirmesine bırakılmıştır.
Esen kalın.