SON DAKİKA
Hava Durumu

İSTER KAFA TOKUŞTURUN İSTER MUHABBET…

Yazının Giriş Tarihi: 28.11.2025 08:47
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.11.2025 08:47

Muhabbet tokuşturma geleneğinin, 16. Yüzyılda yaşanmış olup, Gargantua’nın ünlü yazarı Rabelais’min icadı olduğu söylenir bazı meyhane dostlarınca.

Toplumsal yaşamımızda saydamlığın yitirilmesi, kutuplaşmaların çoğalması, tartışmaların sertleşmesi ve siyaset dilinin giderek saldırgan hale gelmesi koltuk uğruna iftira yarışına girmeleri devam ede dursun, öbür yandan hiçbir şey yokmuş gibi birbirlerine yapay yakınlaşmalar...

İnsana, “Aman Allah” dedirtecek şeklinde yapılan suçlamalar, iddialar, polemikler posta koymalar, aba altından sopa göstermeler, gerilim filmi gibi yaşanan kötü olayların seyrinde insanın aklına ister istemez muhabbet tokuşturmanın, kafa tokuşturmanın, hatta eskiden olduğu gibi dostça kucaklaşmalar olsaydı...

Bilmem bilir misiniz? Latince bir atasözü vardır, “in vino veritas” diye. Anlamı ise, “Hakikat Şaraptadır” diye. Acaba diyorum birbirini sürekli suçlayan, hakikati tartışmaların ve politik çekişmelerin içinde kaybedenlere biraz içtenlik ikram edilse, belki de bazı hakikatler ortaya çıkmış olamaz mı? Belki de tam tersine… Ne olursa olsun, insan bazen ancak içini rahatlattığında gerçeği söyleyebilir; belki de hakikat, biraz cesaret ister.

Jules Laforgue’den Orhan Veli çevirisinde,

“Evet, bu dünya tatsız, ya öteki palavra.

Boyun eğmişim kadere yaşayarak bedbin

Ölüm gelinceye dek vakit öldürmek içerim

Tanrıların huzurunda cıgara...” dediği gibi, keşke bir şeyler içilse de, dumanlaşmış kafaların saflığıyla bazı şeyler doğrulanabilse...

“Sen ne güzel bulursun,

Gezsen Anadolu’yu

Dertlerden kurtulursun

Gezersin Anadolu’yu..." demiş bir zamanlar

Anadolu artık dert küpü. Ormanlarının çoğu ya yanmış, ya da maden ocağı olmuş. Köyleri boşalmış, tarlaları ekilmez olmuş. Gelen doğa felaketleri ile şehirleri harap olmuş, kısacası artık Anadolu eski sade ve insancıl güzelliğini kaybeder olmuş...

Tümselenmiş kafalarla şöyle bir Paris gezisi yapsak ve orada zafer anıtının altında yanan meşalemsi alevleri seyretsek, tam bu sırada bir baba ile oğulun konuşmasına şahit olsak;

-Baba neden yanıyor bu ateş?

-Meçhul bir asker yatıyor onun altında da ondan.

-Kimsenin tanımadığı mı?

-Evet kimsenin tanımadığı…

-Peki, öyleyse neden öldürmüşler onu?

Sahi niye öldürmüşler ki ve hala öldürmeye devam ediyorlar, tanımadıkları onca insanı?

İşte soru bu...

İşte asıl soru burada saklı. İnsanlık yüzyıllardır birbirini tanımadan, bilmeden, anlamadan neden acı çekmeye, savaşmaya devam ediyor? “Onlar” ve “biz” ayrımını büyütmek yerine ortak bir yaşamın değerlerini paylaşmak mümkünken neden çatışmanın sesleri daha gür çıkıyor?

Evet bu bozuk düzenin gelgitleri arasında ister kafa tokuşturun, ister muhabbet…

Esen kalın.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.