Bir arkadaşımın kardeşi dün geldi… Hukuk Fakültesini bitirmiş, askerliğini yapmış ve büyük şehre dönmüştü. İş arıyordu. Bu iki kelimenin yalın, çıplak, kesin ve gerçek anlamını, onun gibi iş arayanlar anlardı. İş arıyordu.
Avukatlık ya da hâkimlik stajı yapmaya maddi olanağı yoktu. Bir an önce çalışmak zorundaydı. Medar-ı maişet motorunun deposu boşken çalışmıyordu. O motoru tekleterek çalıştırmaya razıydı, ama motor duruyordu.
“Boşuna okumuşum,” diyordu. “Bunca yıl öğrenim, bunca yıl didişme, uğraşı, çaba… Hepsi boşuna!”
Kapanlar köşeleri kapmış, tutanlar su başlarını tutmuştu. Toplumun çalkantısı içinde onun tutunacak bir dalı bile yoktu.
O, yüzlerden, binlerden, milyonlardan biriydi. “Günahım diplomam,” diyordu. Hani bu söz bir film adı bile olabilirdi. Oysa toplumun asalaklarının böyle “günahları” yoktu. Üçkâğıtçılar, tefeciler, vurguncular, kapkaççılar, soyguncular; “Yüzümüz ak, alnımız açık,” diye kasıla kasıla onun “günahı”nın önünde resmigeçit yapıyorlardı.
“İş arıyorum,” diyordu ve ekliyordu:“Günahım diplomam.”
Onun günahını paylaşacak bir gücümüz yoktu. Oturup kendisine bozuk düzen üzerine nutuklar da çekmedik, aydın gevezelikleri de yapmadık. Karşılıklı bakıştık, birer sigara yaktık; dumanını içimize çeke çeke içtik, külünü silkeledik. Sigara bitti, ateşini söndürdük…
Giderken arkasından baktım.
Yürümüyordu bile…Her adımı, taşıdığı “günahın” ezikliği içindeydi. Eğer buna yürümek denirse, günahıyla yürüyordu.
Biz de seyrediyorduk.
Hasan Pulur Hocamın anısına saygıyla… Bu yazıyı, onun “Olaylar ve İnsanlar” adlı kitabından aktardım. Çünkü konu: diploma ve işsizlik…
Evet, konu diploma ve işsizlik…