Küresel güçlerin, “DEMOKRASİ” adına, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler arasında etnik çalışmalar senaryoları sahnelemeleri yeni değildir. Onlar için “DEMOKRASİ” söylemi bahane, kapitalizm şahanedir. Maalesef bizler de kapitalizmin ayak oyunlarına, uzun süredir kenarından kösesinden katılıyor ve bir türlü kendimizi kurtaramıyoruz...
Bir zamanlar rahmetli Çetin Altan, 17 Nisan 2005 tarihli yazısında şöyle bir fıkra ile durumumuza çok güzel bir benzetme yapar:
“Cin Ali Bey’le Ruhi Baba kendi aralarında konuşuyorlarmış, Cin Ali Bey, Ruhi Baba’ya:
-Yahu, Ruhi Baba, demiş; Son günlerde dış ilişkilerde, güm güm demeçler gümletiliyor, ne dersin? Bu meydan okumalara. Havanda su mu dövülüyor yoksa?
Ruhi Baba:
-Yok, demiş: Havanda su dövme dönemi bitirdiğimiz yüzyılda kaldı. Şimdi artık ringe çıktık ama sanırım biraz fazla yumruk alıyor gibiyiz!..
-Bizimkilerin kroşeleri, gardları direktler çalışmıyor mu?
-Çalışıyor ama daha önceki rauntlarda gözümüz kapandığı için yakın mesafeye giremiyor ayak oyunlarıyla daha çok uzaktan havaya yumruk sallıyoruz…
-Yoksa nakavt mı olacağız?
-Yok yok merak etme. Biraz daha sürdürürsek havaya yumruk sallamayı, karşı taraf en azından nezle olup öksürmeye başlayacak...
-Sonra?
-Sonrası, küresel güce bağlı...
Yaaa, işte fıkralı sohbetimiz bugün böyle. Sohbetimizi İspanyol Viyolonist Pablo Cals’ın şu sözü ile noktalasak, ne dersiniz?
“Vatan aşkı harika; Ama neden bu aşk bir sınırla bitiyor?”
Esen kalın.