Hepinizin bildiği gibi, ünlü İtalyan bilim insanı Galileo Galilei, “Dünya dönüyor” dediği için 1632 yılında yargılanmış ve yaşamının kalan kısmını gözetim altında geçirmek zorunda kalmıştır. Yargılama sürecinde gördüğü baskılar nedeniyle düşüncesinden vazgeçtiğini açıklamak zorunda kalması, tarihin ibret verici olaylarından biri olarak anlatılır.
Rivayet edilir ki, öğrencilerinden biri “Ne yazık o ülkeye ki kahramanları yoktur” dediğinde, Galileo da “Ne yazık o ülkeye ki kahramanlara ihtiyaç duyar” diye karşılık verir.
Geçmiş çağlarda belki kahramanlara ihtiyaç vardı; ancak günümüzde esas olan, kişilere bağlı olmayan, kuralları ve kurumlarıyla işleyen bir hukuk düzeninin varlığıdır. Çağdaş ülkelerde devlet yönetimi, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yürütülür. Kurumlar kişilere göre değil, kurallara göre hareket eder.
Buradan ülkemize baktığımızda ise, üzülerek söylemek gerekir ki, sayıca çok hukuk fakültesine sahip olmamıza rağmen, hukuk kurallarının uygulanmasına ilişkin toplumsal algıda ciddi sorunlar yaşandığı görülmektedir. Bu durum, adalet ve yargı sistemine duyulan güvenin zedelenmesine yol açmaktadır.
Uluslararası karşılaştırmalarda yayımlanan bazı endekslerde, hukukun üstünlüğü konusunda ülkelerin sıralandığı tablolar kamuoyunda da sıkça tartışılmaktadır. Bu tür değerlendirmeler, elbette tek başına mutlak bir ölçüt değildir; ancak hukuk sistemine duyulan güven açısından önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir.
Anayasamızda yer alan hükümler, yargı kararlarının bağlayıcılığına işaret etmektedir. Hukuk devletinin güçlenmesi, yalnızca metinlerde yazılı kurallarla değil; bu kuralların uygulamada da aynı hassasiyetle hayata geçirilmesiyle mümkündür. Uluslararası sözleşmeler ve yüksek yargı organlarının kararları konusunda ortaya çıkan tartışmalar da, hukuk devleti ilkesinin ne kadar yaşama geçirilebildiği sorusunu gündemde tutmaktadır.
Geçmişte uygulanan 1961 Anayasası, dönemin koşulları içinde özgürlükçü yönleriyle hatırlanan bir metin olarak anılmaktadır. O dönemde Anayasa’ya duyulan güveni anlatan şiirsel anlatımlar, hukuka duyulan beklentinin halkın diline nasıl yansıdığını da göstermektedir. Şemsi Belli’nin dizelerinde yer alan, köylünün “Anayasa’dan çare bekleyen” sesi, aslında hukuka duyulan umudun ifadesidir:
“Gul, gurban olduğum Hükümet Baba!Baa bir alfabe veremez miydin?Gara dağlar gar altında galandaBen gülmezem, dil bilmezemŞavata’dan Hakkari’ye yol bilmezemGurban olam, çâresi ne, hooy babooov?Bebek yanir, bebek hasda, bebek ataş içindeBen fakiroBen hakiroDohdor, ilaç, çarşı pazar tom-takiroGurban olam bu ne işdir hooy babooov!Çoçig ağliir, çoçiğ ölür geçit vermez zap suyuParasizo, çaresizoBen halsizo, ben dilsizo, şeher uzah, yol sizoBu ne haldır, bu ne işdir, hooy babooov!..…Ben ne biçim vatandaşım hooy babooov?Angara’ya ses verecek dilimiz yohGanadımız golumuz yohBu ne biçim memlekettir hooy babooov?Yerin, yurdun bilmiremAngara’da: ANAYASSO!Ellerinden öpiy HassoYap bize de iltimasoBu işin mümkini yoh mi hooy babooov?”