Ünlü edebiyatçımız Yaşar Kemal’in, Van’ın Muradiye ilçesinin Ernis köyünde doğduğunu ve Vanlı olduğunu birçoğumuz biliriz. Türk edebiyatının en önde gelen yazarlarından olan Yaşar Kemal yaşamı boyunca pek çok ödül almıştı. Nobel ödülüne de aday gösterilen başarılı yazarın memleketin de bana da Türkiye’nin en başarılı yazarı ödülünü almak nasip oldu. Tevafuk mu bilemem ama Yaşar Kemal benim okuduğum sevdiğim yazarların başında gelmektedir.
Hem Van da olmak hem de edebiyata dair bir ödülle taçlanmak. Bir yazar Allahtan edebiyat adına başka neyi isteyebilir ki?
Van, denize benzeyen masmavi gölüyle, yüzlerce çeşide sahip kahvaltısıyla, kelodoş otuyla, kavutuyla, üzüm hoşafıyla, edebiyatseverleriyle müsemma güvenli bir o kadar da yardımsever insanlarla donatılmış bir şehir. Yıllar öncesinde yaklaşık beş sene Van’ın sesi gazetesinde yazmama rağmen bu kadar yakından tanıma fırsatını son beş yıldır buldum diyebilirim.
Benim ikinci gidişim olan bu yolculuğumda kaldığımız otelde Mizgin, Renas, Kamran ve Renginle karşılaşmamla maceramız başlamış oldu. Nasıl güzel bir karşılama yaptılar anlatamam. Önce toplantı odasına nar ve nane ile süslenmiş bir kahve yanı suyu getirildi.
Kahveyi getiren Mizgin’e adının anlamını sordum. “Müjde demek oysa ne ailemin ilk çocuğuyum ne de son çocuğu” deyince öyle deme dedim baksana nasıl güzelsin bence müjde gibisin dedim. Yemyeşil gözleri olan muhteşem saygılı ve nezaket sahibi bir kızcağız. Sonra haşhaşlı tatlıyı kapıp önümüze koydu. İkramları hazırlayanlar da çok güler yüzlüydüler. Mizgin’in konukseverliği kalbimi yumuşattı. Yine orada çalışan Rengin de onun kız kardeşiymiş. Ailesi demek ki ince ruhlu insanlar ki böyle güzel isimlerle kızlarını donatmışlar diye düşünürken oteli genel müdürü Renas Beyle tanıştık.
“Renas” yeniden doğuş, diriliş, rehber, ışık saçan anlamı taşımaktaymış. Bu kadar özenli isim seçimi sanki Van’a özgüydü. Sonra bize çay ikram eden Kamran’a gülümseyerek ; “sen çalıkuşundaki Kâmuran mısın?” dedim. “Evet, hocam ben çalıkuşundaki Kamuranım” dedi.
Otlu peynirinin çok önüne geçen tandır ekmeği ve kaymağı ile güzel bir üç gün yaşadık diyebilirim. Gitmek isteyenler için Van kalesini ve Akdamar adasını da görmelerini tavsiye ederim. Ben daha önceki gidişimde detaylı gezmiştim. Akdamar Adası hüzünlü ve ilk Hristiyanlık döneminde kalma bir yer. Muhteşem manzarasına eşlik eden kilisenin bahçesindeki taşların anlamlarını gittiğinizde sorup öğrenebilirsiniz.
Van’da kedi evleri de çoğalmış durumda ve onlara yaş mama verebiliyorsunuz. Birçok yerde kedi figürlü eşyaları da hediyelik olarak alıp getirebilirsiniz. Ben kupa, magnet, kedi heykelleri, otantik takılar ve Şehrazat çayı aldım. Arabanız varsa ben ilk gidişimde Muradiye Şelalesini görme imkânına da sahip olmuştum. Özellikle yaz döneminde giderseniz orayı da mutlaka gidip gördün derim. Van, İran kültürünün de etkisinde kalmış bir şehir. Çok fazla İran’dan gelen Turist var. Buradan alışveriş yapıyorlar. Bergomatlı çay ve kuru yemişli, kayısılı perde pilavının da onlardan buraya kalan mirasları olduğunu düşünüyorum. Otantik eşyaların ve mekânların da fazlaca olduğu bu şehirde Urartu Han diye bir yeri görmenizi öneririm. Fiyatlar çok uygun ve yöresel tüm yemekleri cüzi miktarda bir fiyata yiyebileceğiniz tek yer. Özellikle yöresel reyhan şerbetini denemenizi tavsiye ederim.
Edebiyata dair bir yazı yazacakken, aldığım ödülden bahsedecekken, ortamın elitliğinden dem vuracakken galiba güzel bir gezi yazısı yazdım sizler için. Tören de bu arada çok güzeldi. Bizleri Van’a davet eden, BYS Medya ve Görkem Baysu kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Mutlaka Van’ı görün derim. Sevgiyle kalın…