Eskiden diyorum bir on yıl kadar öncesi sanırım hastalıklar bu kadar çetin geçmiyordu. Sıcak yatağında günlerce yatıp, kimse ölümle burun buruna da gelmiyordu. Bu salgın hastalıklar; Infulenza, Korona, domuz gribi gibi popüler isimlere de sahip değildiler. Grip gripti, nezle nezleydi. Soğuk algınlığına sıkı giyinen, iyi beslenen kendine özen gösteren zaten yakalanmazdı.
Peki, ne oldu da son on yılda yeni yeni türeyen hastalıklarla boğuşur olduk?
Antibiyotiğin en son noktada kullanıldığı birkaç soğuk algınlığı ilacı ile geçirilen hastalıklar tarihte kaldı. Yaklaşık bir on gündür Infulenza ile boğuşuyorum. İki gün ateşler içerisinde yatıyorum. Bir gün iyiysem onda da burnum akmaya başlıyor. Boğazlarım zaten bir şeyler yememe engel. En vahimi ise her sabah dayak yemişim gibi, tüm kemiklerim sanki kırılmış gibi uyanmak zorunda kalıyorum. Ama ne uyanmak?
Infulenza; solunum yollarında virüslerin neden olduğu bulaşıcı bir solunum yolu hastalığıdır. Gördüğünüz gibi, sadece bakteriler iş başında değil artık virüslerle de uğraşmaya başladık. Vücudumuz ise bize diretilerek vurulduğumuz aşılarla çoktan bağışıklığını kaybetti bile…
Bu süreçte, beni arayan her görüştüğüm arkadaşım bana ya papatya çayı içmemi ya da kekik çayı içmemi önerdi. Hastalıklarda dinlenme, iyi beslenme, bol sıvı tüketimi ve çorbanın yerini tabi ki de yadsıyamayız. Ama onca ilacın hakkından gelemediği hastalığın çaresi papatya ve kekik ise bravo doğrusu…
Papatya ve kekik çayı içmek konusunda gösterdiğimiz hassasiyeti el yıkama alışkanlığında gösterseydik belki de bu hastalıkla hala bu yüzyılda boğuşmaya çalışmazdık diye içimden geçmedi değil. Büyükşehirler haricinde ben hasta olan insanların maske kullandıklarına da şahit olmuyorum. Maske kullanımı başka insanları da bu hastalıktan korumayı amaçlamaktadır. Özellikle hastaysanız benim gibi evden çıkmayın ama evden çıkıyorsanız o maskeyi kullanın ki bu hastalıklar salgın haline dönüşmesin. Daha yaşlı özellikle altmış beş yaş üstü ve kronik hastalığı olan insanların da vebaline girip ölümle burun buruna gelmelerine fırsat vermeyin. Özellikle kalp hastalığı ve koah, astım gibi hastalıklara sahip insanların vücutları bu hastalıklara göre daha duyarlı. Antibiyotiğin bile işe yaramadığı bu hastalıklarda iyileşme sürecinin de uzun olduğunu düşünürsek daha temkinli ve dikkatli olmamız gerektiği konusunda bilinçlenmeliyiz.
Karşı sokaktan hapşıran bir insanın sesinin, tüm yol boyu takır takır öksüren başka bir insanın sesine karıştığına ve ellerine bir kâğıt mendil bile almadıklarına şahit olunca biraz da bu hastalıkların çoğalmasına biz neden olduk diye düşünmeden insan geçemiyor. Neyse bunlar önemsiz önemli konular. Sıcak su koydum ocağa; acaba papatya çayımı içsem yoksa kekik çayımı?
Sevgiyle kalın…