Bandırma siyasetinde uzun süredir konuşulan ama çoğu zaman açıkça dile getirilemeyen bir gerçek var: Makamlar değişiyor, kadrolar yenileniyor; fakat bu değişim her zaman “yenilenme” anlamına gelmiyor. Bazen bunun adı sadece geçmişin sessizce geri plana itilmesi oluyor.
Siyaset elbette ekip işidir. İlçe başkanlığından belediye meclisine, oradan belediye yönetimine kadar uzanan her süreç, tek bir kişinin değil, çok sayıda insanın emeğiyle şekillenir. Ancak asıl kırılma noktası tam da burada başlar: Koltuk değiştiğinde, o emeğin ne kadar hatırlandığı sorusu gündeme gelir.
Bandırma’da son yıllarda dikkat çeken en önemli sorunlardan biri, siyasal sürekliliğin yerini hızlı kadro değişimlerinin almasıdır. Dün birlikte yol yürüyenlerin bugün karar mekanizmalarının dışında kalması artık istisna değil, neredeyse bir düzen haline gelmiştir. Yeni ekipler hızla oluşurken, eski yapıların sessizce geri çekilmesi siyaset içinde görünmez bir refleks gibi işlemektedir.
Elbette siyaset durağan değildir. Yeni isimler gelir, yeni dönemler başlar, kadrolar değişir. Ancak sorun değişimin kendisi değil, bu değişimin nasıl yönetildiğidir. Çünkü burada asıl mesele kimlerin geldiği yahut hangi koltuklara neden oturdukları değil, kimlerin neden kapının dışında koltuksuz bırakıldıklarıdır…
Bandırma’nın yerel siyasi hafızasına bakıldığında bunun izleri açıkça görülür. Özellikle 2009 yerel seçim süreci, sadece bir seçim sonucu değil, aynı zamanda siyasi dengelerin ve kadro yapılarının yeniden şekillendiği bir kırılma noktasıydı. O dönem birlikte yol yürüyen birçok isim, sonraki süreçte farklı pozisyonlara savrulmuş, bazıları ise tamamen sistemin dışında kalmıştır. Bugün yaşanan tartışmaların bir kısmı aslında o dönemden başlayan kopuşların devamıdır. Rüzgârda savrulan yaprak misali kadroların değişmesiyle birlikte yan yana yürüyen insanların dostlukları da bir anda dağılıvermiştir…
Bu örnek bize şunu gösteriyor: Siyasette sadece kazanmak değil, kazandıktan sonra ne yapıldığı da belirleyicidir. Çünkü seçimler kazanılır ama hafıza yönetilemezse, kaybedilen şey güven olur. İstikrar kimi yerde güveni oluşturmakta tek başına yeterli gelmektedir. Büyük hatalar olmadığı sürece seçilenin ardında durabilmek de istikrarı sağlamaktadır. İstikrarın olmadığı yerlerde sürekli değişiklikler yapmak kararsızlığın göstergesinden başka bir şey değildir. Kimse buna değişim demesin bu düpedüz keyfe keder uygulamalardır. Maksat iş yapılıyor denilsin…
Bir belediye için en kolay şey yeni ekipler kurmaktır. Üç beş adama vereceğiniz birkaç hızlandırılmış eğitimle bu çok da zor olmasa gerek. Zor olan ise geçmişle gelecek arasında adaletli bir denge kurabilmektir. Vefa tam da bu noktada devreye girer. Sadece duygusal bir kavram değil, aynı zamanda siyasal istikrarın da temelidir. Vefanız varsa aranızdaki bağı koruyabilmişseniz sırtınızdan vuranınız olmaz. Vefasız olursanız, daldan dala konarsanız, menfaatçi davranırsanız da gerçek güvenecek kişiler ararsınız çevrenizde, iki yakanız bir araya gelmez…
Bugün Bandırma’da dikkat çeken bir başka gerçek de şudur: Siyasi çevrelerde çoğu zaman liyakatten çok yakınlık ilişkileri, üretkenlikten çok “yaranma refleksi” öne çıkabilmektedir. Bu da doğal olarak karar mekanizmalarının sağlıklı işlemesini gölgelemektedir. Ancak unutulmaması gereken en temel gerçek şudur: Hiçbir koltuk kalıcı değildir. Bugün oturulan makamın sonsuza kadar süreceği düşüncesi büyük bir yanılgıdır. Kadrolar değişebilir, içeride yeni dengeler kurulabilir; fakat asıl mesele, nereden gelindiğini ve hangi emeklerin üzerine oturulduğunu unutmamaktır.
Çünkü şehirler sadece projelerle değil, hafızayla ayakta kalır. Hafıza zayıfladığında, en güçlü projeler bile toplumda karşılık bulmakta zorlanır. Bandırma bugün tam da bu eşiktedir. Koltuklar değişir, isimler değişir, dönemler kapanır. Ama bazı alışkanlıklar değişmezse, sorun koltukta değil zihniyettedir.
Ve en sert gerçek şudur:Koltuklar gelip geçer; vefa zayıflarsa geriye sadece kırılmış bir güven kalır. Koltuk gittiğinde ise çoğu zaman yanında kimsenin kalmadığı da görülür. Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değişirsen; Hem yolunu kaybedersin, hem dostunu…