SON DAKİKA
Hava Durumu

GAZETECİLİK İTİBARSIZLAŞIRSA…

Yazının Giriş Tarihi: 25.03.2026 07:54
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.03.2026 07:54

Bugün gazetecilik, belki de tarihinin en ciddi itibar sınavlarından birini veriyor. Sokakta eline mikrofon alan, boynuna bir kamera asan herkesin kendisini “gazeteci” ilan ettiği bir dönemdeyiz. Hal böyle olunca da gerçek emekle, sorumlulukla yapılan gazetecilik ile günübirlik çıkar peşinde koşanlar arasındaki mesleğin özüne duyulan saygı her gün biraz daha yok oluyor.

Oysa gazetecilik; sadece görüntü almak ya da soru sormak değildir. Bu meslek; sorumluluk gerektirir, etik gerektirir ve en önemlisi hesap verebilmeyi gerektirir. Gerçek gazeteciler ve basın kuruluşları; vergisini öder, çalışanının SGK’sını yatırır, ilgili kurumlara karşı yükümlülüklerini yerine getirir. RTÜK ve Basın İlan Kurumu gibi resmi yapılarla muhatap olur, denetlenir, gerektiğinde yaptırıma tabi tutulur.

Bugün ise karşımızda bambaşka bir tablo var.

Hiçbir resmi kaydı olmayan, hiçbir kurumsal sorumluluk taşımayan kişi ve yapılar “basın” adı altında faaliyet gösteriyor. Ne vergi var, ne SGK, ne de bağlı olunan bir mevzuat…

Buna rağmen kamuoyunu yanıltıcı yayınlar yapılabiliyor. Bu durum yalnızca mesleğin saygınlığına zarar vermiyor; aynı zamanda toplumun doğru bilgiye ulaşmasını da ciddi şekilde tehlikeye atıyor. Tüm sorumlu kurumları göreve davet ediyoruz.

Dahası var…

Son dönemde hızla yayılan yeni bir düzen oluşmuş durumda. Sosyal medyada belirli bir şişirme takipçi sayısına ulaşan kişiler, bu sayıyı bir güç unsuru gibi kullanarak esnafın ve işletmelerin kapısını çalıyor. “Şu kadar takipçim var” diyerek binlerce lira talep eden, bunu adeta bir reklam zorunluluğu ya da örtülü tehdit haline getiren bir yapıdan söz ediyoruz. Ne resmi bir statü var, ne denetim, ne de sorumluluk…

Bu durum artık açıkça bir suistimale dönüşmüş durumda. RTÜK, Vergi Daireleri, SGK, Savcılar, Valilikler ve İçişleri Bakanlığı’nı, bu kişiler ve faaliyetler hakkında göreve davet ediyoruz.

Ancak meselenin bir de daha derin ve tehlikeli boyutu var: sosyal medyanın kontrolsüz etkisi…

Bugün sosyal medya; sadece bilgi paylaşım aracı olmaktan çıkmış, aynı zamanda toplumun değerlerini şekillendiren, hatta zaman zaman bozan bir mecra haline gelmiştir. Şiddet içerikleri, aile içi sorunların ifşası, boşanmaların magazinleştirilmesi, cinayet haberlerinin sıradanlaştırılması, hırsızlık ve dolandırıcılık yöntemlerinin adeta “öğretilir” gibi yayılması… Tüm bunlar, özellikle gençler üzerinde son derece olumsuz bir etki oluşturuyor.

En tehlikelisi, ‘kolay para kazanma’ algısının toplumda yaygınlaşmasıdır. Emek vermeden, üretmeden, sadece görünürlük veya sansasyonla para kazanılabileceği fikri hızla kabul görüyor. Bu anlayış, hem çalışma ahlakını zedeliyor hem de insanları yanlış yola sevk ediyor.

Öte yandan bazı firmaların kendi çalışanlarını reklamlarda oynatarak kayıt dışı içerik üretimleriyle sektörde haksız rekabet oluşturması da ayrı bir problem. Profesyonel emeğin değersizleştirildiği, işin ehlinin geri plana itildiği bir ortamda kaliteyi söz konusu bile edemeyiz.

Telif meselesi de bu tablonun önemli bir parçasıdır. Yasal yayın yapan televizyon ve radyolardan telif talep eden yapılar, kayıt dışı faaliyet gösteren kişi ve oluşumları görmezden gelmemelidir. Oysa aynı içerikler kullanılıyor, aynı alan işgal ediliyor. Yük sadece kayıtlı olanın sırtına bindikçe, kayıt dışı daha da büyüyor.

Bir diğer dikkat çeken konu ise kamu kaynaklarıyla yürütülen yayın faaliyetleridir. Belediyelerin “televizyon” adı altında yaptığı yayınların hangi hukuki zemine oturduğu, RTÜK veya hangi denetime tabi olduğu açıkça ortaya konulmak zorundadır. Kamu gücüyle yapılan bir işin, özel sektörle aynı alanda ama farklı kurallarla hareket etmesi kabul edilemez.

Ve belki de en kritik nokta, sokakta mikrofon uzatıp insanları konuşturan, görüntü alan ama hiçbir sorumluluk taşımayan kişiler. Bugün herhangi biri, herhangi bir vatandaşı kayıt altına alıp bunu yayınlayabiliyor; yanlış, eksik veya yönlendirilmiş içeriklerle insanlar hedef hâline getirilebiliyor. Bunun adı özgürlük değil, düzensizliktir. Bu noktada açık bir ihtiyaç vardır: Sokakta yapılan bu tür kontrolsüz çekimlere karşı belirli kurallar getirilmeli, kişisel hak ve özgürlükleri ihlal eden, izinsiz kayıt alan ve bunu yayınlayan kişi ya da oluşumlara karşı etkin denetim ve yaptırımlar uygulanmalıdır. Basın faaliyeti adı altında yapılan her iş, mutlaka bir sorumluluk ve hukuki çerçeve içinde olmalıdır. RTÜK, Savcılar, Valilikler ve İçişleri Bakanlığı bu konuda gecikmeden harekete geçmeli ve gerekli adımları derhal atmalıdır.

Açık konuşalım: Bu gidişatın sonu iyi değil. Gazetecilik itibarsızlaşırsa, kaybeden sadece meslek olmaz. Kaybeden, doğru bilgiye ulaşamayan toplum olur. Güven duygusu zedelenir, bilgi kirliliği normalleşir, iftira ve manipülasyon olağan bir durum gibi görünmeye başladı.

Bu yüzden artık net adımlar atılmalı. Kim gazeteci, kim değil; bu ayrım netleşmeli. Bu işi yapan herkes belirli bir sorumluluk çerçevesine girmeli. Kayıt dışı faaliyet gösterenler titizlikle denetlenmeli; takipçi sayılarını baskı ve manipülasyon aracı olarak kullananlara karşı yasal işlemler net bir şekilde uygulanmalıdır. Telif sistemi adil hâle getirilmelidir. Takipçi sayılarını şişirerek, bulundukları şehir yerine başka yerlerde görünmek suretiyle etkili olmaya çalışanlar, o şehre hiçbir katkı sağlamaz.

Çünkü gazetecilik, herkesin eline alıp kullanabileceği bir unvan değildir. Bu meslek ciddiyet, emek ve sorumluluk ister. Bu sorumluluğu taşımayanların unvanı kullanmasına artık gerçek gazeteciler de sessiz kalmamalıdır; gereken duruşu göstermek zorundadır. Yazılarımda şehrimizin sorunlarını ve gündemdeki önemli meseleleri dile getirmeye devam edeceğim. Kısacası, bu köşede hem gazetecilik sorumluluğumu taşımaya hem de okurlara doğru bilgiler sunmaya devam edeceğim.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.