Bandırma büyümüyor; sadece binalar çoğalıyor. Şehirde dolaşan biri için bu durum artık soyut bir eleştiri değil, doğrudan gözlemlenen bir gerçeklik. Yeni yapıların yükseldiği sokaklar artarken, yaşamın nefes aldığı alanlar aynı hızda genişlemiyor. Marmara’nın kıyısında stratejik bir noktada yer alan, limanı, sanayisi ve üniversitesiyle öne çıkan bu kent; giderek genişleyen ama aynı oranda derinleşmeyen bir yapı sergiliyor.
En temel sorunlardan biri trafik ve ulaşım yükü. Liman bağlantıları, sanayi bölgeleri ve şehir merkezi arasındaki hatlar günün belirli saatlerinde kilitleniyor. Ağır tonajlı araçların şehir içi trafiğe karışması sadece ulaşımı değil, güvenliği de doğrudan tehdit eder hale gelmiş durumda. Bandırma–Erdek hattı ve çevre yol bağlantıları ise bu yoğunluğu karşılamakta yetersiz kalıyor.
Bir diğer önemli başlık çevre meselesi. Marmara Denizi yıllardır alarm veriyor. Müsilajla görünür hale gelen ekolojik kriz artık dönemsel bir sorun olmaktan çıkmış, sürekli bir baskı alanına dönüşmüş durumda. Bandırma kıyıları da bu tablodan doğrudan etkileniyor. Sanayi yükü, liman trafiği ve artan nüfusun oluşturduğu atık baskısı, deniz ekosistemini her geçen yıl daha fazla zorluyor.
Kentleşme süreci de ayrı bir problem alanı. Şehir genişlerken, altyapı ve sosyal yaşam alanları aynı hızda gelişmiyor. Betonlaşma artarken yeşil alanlar ve kamusal alanlar geri planda kalıyor. Bunun sonucu olarak sıkışmış mahalle dokusu, daralan yaşam alanları ve giderek bozulan bir kent dengesi ortaya çıkıyor.
Bütün bu tabloya Marmara’nın değişmeyen gerçeği ekleniyor: deprem riski. Ancak bu konu, her gündeme geldiğinde konuşulup kısa sürede gündemden düşen bir başlık olmaktan öteye geçemiyor. Yapı stokunun durumu ve kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi ise riskin boyutunu daha da artırıyor.
Tüm bu sorunlara rağmen Bandırma’nın güçlü bir potansiyeli var. Limanı, sanayisi ve üniversitesiyle bölgesel bir merkez olma niteliğini sürdürüyor. Ancak bu potansiyel, doğru planlama ve kararlı şehir politikalarıyla desteklenmediği sürece avantaja değil, yük haline dönüşme riski taşıyor.
Bu noktada sorumluluk sadece bir kesime ait değil. Yerel yönetimler, merkezi idare, siyaset ve sivil toplum aynı gerçeklik üzerinden hareket etmek zorunda. Sorunlar artık ertelenebilir olmaktan çıkmış durumda. Plansız büyüme yerine planlı kentleşme, günü kurtaran uygulamalar yerine uzun vadeli şehir vizyonu zorunluluk haline gelmiş durumda.
Asıl mesele şudur: Bandırma gerçekten gelişiyor mu, yoksa sadece beton mu çoğalıyor?
Eğer cevap ikincisiyse, ortada artık “büyüme” değil, kontrolsüz bir dönüşüm vardır.
Bandırma’nın ihtiyacı söylem değil, cesur uygulamadır. Aksi halde bu şehir, Marmara’nın yükselen değeri değil; plansızlığın şehri olacaktır.