İnsanın yalnızca bir başkasının gönlünde yurt edinebildiği kadar bu dünyalı olduğunu hatırlatan; kelebek ömürlü heveslerin ötesinde, fırtınaya göğüs geren bir çınar gibi vakur duran o zamansız bağın hikayesi...
Hayatın bazen kapalı kapılar ardında kaldığını hissederiz; o kapıları aralayan en güçlü anahtar, yüreğe dokunmayı bilen bir sevdâdır. Benim dünyamda sevmek; bahçede öten bülbülün neşesi, gökyüzünde süzülen bembeyaz bir sevdâ kuşudur. Aşkı anarken sadece gözlere bakmak yetmez; asıl mesele, ruhların birbiriyle konuşabilmesidir. Eğer kalp kalbi duymazsa, sevmenin ne anlamı kalır? O zaman hayat, koca bir boşluğu adımlamaktan öteye geçemez.
Her sevdâ bir yokuşu tırmanmak gibidir. Zirvedeki o güzelliğe erişmek için önce sevmenin özünü kavramak gerekir. Seven insan, sevdiği yanında olmasa bile onun varlığını içinde taşır; onun iyi mi yoksa kederli mi olduğunu ruhunda hisseder. Çünkü gerçek marifet, bir insanın özüyle sözünü bir kılarak sevebilmesidir. Sevdiğine yaşatacağı duyguyu önce kendi içinde yaşamalıdır ki, bu bağın bir kıymeti olsun.
İnsanlar bazen sevgi gibi derin bir duyguyu, kelebeğin ömrü kadar kısa ve yüzeysel yaşar. Oysa sevgi içimizde zamanla büyümeli, kök salmalıdır. Sevmek; bir insanın ruhuna hürmetle süzülmek, en korumasız anında ona bir sığınak, en karanlık gecesinde ise sönmeyen bir kandil olabilmektir. Dile dökülmekten öteye geçemeyen kelimeler bazen yetersiz kalır; asıl mucize, iki ruhun birbirine hiçbir söz söylemeden en derin yaralarını sarabilmesidir. Sevdâ, bir camın üzerine bırakılan nefes kadar nahif, fırtınaya göğüs geren bir çınar kadar sağlam, derin ve anlamlı durmalıdır.
Hz. Mevlana ne güzel anlatmış: “Her yerde olmak gibi bir duân varsa; gönüllere gir... Çünkü sevenler; sevdiklerini gönüllerinde taşırlar.” Bu yüzden sevdiklerinizi bir sonbahar rüzgârıyla yere dökülen mahzun yapraklar gibi savurmayın. Bilin ki gül, dalından bir kez koptuğu zaman hayat damarları kesilir, rengi solar ve o eşsiz kokusu bir anıya dönüşür. Sevgiyi bir insanın yüreğine celb ederek, gözünüzden sakınıp bir mücevher gibi kalbinizin en kuytu köşesinde yaşatın.
Yüreğinizdeki o güzel duyguların, güneşle yıkanan bembeyaz bir şelale gibi coşkuyla akmasına müsaade edin. Zamanın yıpratamadığı, mesafelerin koparamadığı o güçlü sevgi bağını her gün yeniden ilmek ilmek işleyin ki; hayatın gürültüsü içinde kalbinizin fısıltısı en güzel ezgi olarak kalsın. Sevmenin gerçek değerini, onu yaşatırken gösterdiğiniz o zarif özenle ortaya çıkarın. Çünkü insan, yalnızca bir başkasının gönlünde yurt edinebildiği kadar bu dünyalıdır; gerisi sadece geçip giden bir gölgeden ibarettir.