Denizin hoyratça sesi yankılandı kulaklarımda. Seher yeli savurdu yüreğimi. Kırdılar dallarımı efkârına yenik düştü bedenim. Gönül hisârım bir cenge tutuşmuştu sanki. Rûhum gözyaşına bezenmiş, verdiğim sevgi kıymet görmemişti. Kalbimin iklimi hüznün eteklerinden dökülen gazellerle ses verdi. İncinen yüreğimi dağlayan hiçbir kalbe, sevgimi açmayacak bu gönül. Peki bir gönlü yıkıntıya uğratmaya değer miydi? Artık yüreğimi tarumar eden her insana yollarımı kapattım. İnsanlara olan güvenim bir hayli sarsıldı. Aşka sevdâya kucak açtığım yâr diye nitelendirdiğim insan, kalbimde zelzele yaşatmıştı. Rûhumu karabulutlar sarmıştı, ona verdiğim sevgiyi hiç hak etmiyordu. Zîrâ hakkıyla seven insan böyle yapar mıydı?
Kalbim yaşadıklarımı kabul etmek istemiyordu ve içten içe hiç durmadan ses verdi, incinmiş yüreğim dağ tepe gezinir, bulmak ister kalbimde kırılan dalları söyleyin bana hangi rüzgâr kırdı dallarımı? Diyerek konuştu sevdâ için yaslandığım omuz kalmamış, uğruna döktüğüm gözyaşları kalmıştı geride. Nice insanlar anlatırdı aşkın ne olduğunu da ben o insanlara değil, kalbimin sesine kulak vermiştim. Kalbimi kalbine mühürlemiş ve beni hakkıyla seven insan olduğunu düşünmüştüm. Meğer ne kadar yanılmışım bir insan sevebilse böyle mi yapardı? Sevmek bu kadar basite alınan bir şey değildi. Seven her insan duruşunu, bakışını, doğru veya yanlış davranışını, merhametini, yüce gönüllülüğünü, iç güzelliğini, huyunu, sever yani her hâlini sever.
Ruhuma giydirdiği elbise hüznün tâ kendisi imiş de ben bundan bihabermişim. Kalbimi beni gerçekten tam anlamıyla seven birine, meylettiğimi zannetmişim farkında değilim. Yüreğimi sevgiye ve aşka dâir bütün duygularımı hapsetmiş her şeye kapatmıştım. Sanki kendimi cezalandırıyordum. Peki ben mahkûm sıfatını hak ediyor muydum? Oysa derin anlamlar yüklerdim sevdiğim insana. Gönül hisârımın seni kucaklayan ezgisi var derdim. Şimdi kalbim derme çatma bir binada, hislerim yıkılmış sanki kaybolmuş tüm benliğim. Rûhum elem dolu hicrân kaplamış dört bir yanımı, dün gece sûretimden akan gözyaşlarıyla kaleme aldım tüm hislerimi, satırlarla ses verdi yüreğim, hissettiğim herşeyi yazdığım kelâmla seslendim:
SEVDÂ SANCAĞI
Kanadı kırık bir kuş gibi yüreğim,
Çırpındıkça çırpınıyor
Uçmak için özgürlüğün dalına...
Kâinat bana sesleniyor
Mirâcımın son öyküsü
Gönlümde dalgalanan sevgim
Sedâsı gönlümün gözyaşlarında
Sevdâsı kalbimin kuruyan dallarında
Gazeller dökülürken kalbimin dimâğına
Yeniden can bulur mu sevdâ sancağım
Tüm kâinat ıssız, sessiz, sedâsız
Özgürlüğün muştusu gelir mi?
Yüreğimin nidâsına...
Ve insan kaç kez yıkılır, kaç hazânı yaşar da göçmeyi ister kuşlar gibi... Yüreğimde hapsettiğim duygular özgürlüğün dalına konsa yeniden can bulsa. Gözlerim tebessümle bakıverse alacakaranlıkta kalan rûhuma güneş doğuverse. Gerçekten olduğum gibi hakkıyla seven insan geliverse hayatıma. Sevmeyi hak etmeyen hiçbir insan gelmesin diyârıma...