Aramıza tıpkı birer istihbarat görevlisi gibi, sessizce ve derinden sızdılar. Tek farkları, bu yeteneklerini yapıcı bir amaç için değil, ruhlarımızı tahrip etmek ve bağlarımızı koparmak için kullanmalarıydı. Bizler aynı sofrada oturduk, aynı havayı soluduk; ancak yanı başımızdaki fitne ateşini yakan elleri fark edemedik. Belki de en büyük zaafımız, kötülüğü hep "dışarıda" aramaktı. "Bizden biri yapmaz," dedik; aynı cinsten olmanın verdiği o masum güven duygusuyla gözlerimizi gerçeklere kapattık. Oysa ne acıdır ki; şuursuzca bir kadının onuruna saldıran da bir kadındı, o saldırıya karşı siper olması gerekirken ateşe odun taşıyan da...
Geçmişin Mirası ve Hafıza Kaybı
Fitne ateşini körükleyip, karşısında zevkten dört köşe olanlar şunu iyi bilsinler: Evrensel bir adalet terazisi vardır ve bu dünyada hiç kimse, bir başkasına yaşattığı acının aynısını tatmadan son nefesini vermez. Bugünün dünyasında savrulanlar, geçmişin ağır bedellerini ne çabuk unuttu?
Daha dün gibi taze olan o karanlık yılları hatırlayın; kadınların eğitim hakkı için, başlarındaki örtü yüzünden maruz kaldıkları o haksız sorgulamaları, sınav kapılarında dökülen sessiz gözyaşlarını... Tesettürlü kadınlar yıllarca sadece bir bez parçası için değil, "var olma ve hür yaşama" hakkı için onurlu bir savaş verdi. O gün kazanılan zafer, sadece bir grubun değil, kadınlık onurunun zaferiydi. Peki, bugün ne değişti?
Modern Çağın Modern Prangaları
Şimdi benzer bir esaretin farklı bir yüzüyle karşı karşıyayız. Bugün baskı sadece yasaklardan değil, bizzat birbirimizden geliyor. Sokakta saçı açık bir kadını "Her yeri açık, nasıl giyinmiş" diye yaftalayan diller ile; tesettürlü bir kadına "Bu sıcakta ne gerek var, bunalıyor insan" diyerek küçümseyen bakışlar aynı zehirli pınardan besleniyor.
En acısı da, kalbi İslâm’a ve tesettüre ısınmaya başlamış bir ruhun, tam o eşikteyken kendi hemcinslerinin çıkardığı fitne yüzünden geri adım atmasıdır. Ey bu ateşi yakanlar! İslâm’da zorlama yoktur, nefretle davet olmaz. Bir kadını inancından soğutmakla, araya nifak tohumları ekmekle bir zafer kazandığınızı mı sanıyorsunuz? Aksine, bu sadece yıkımdır.
Sosyal Medya ve "Linç" Kültürü
Gelelim modern çağın arenasına: Sosyal medya... Kadınların her hareketi, her kıyafeti, her gülüşü bir büyüteç altına alınıp acımasızca eleştiriliyor. Ve ne gariptir ki, bu eleştiri yağmurunun başrolünde genellikle nezaketten nasibini almamış eril bir dil var. Herkes herkesi eleştirebilir ancak kimse kimsenin hayatının sahibi değildir. Saygı, bir lütuf değil, bir mecburiyettir. Bizler, kadınların kötü davranışlarını veya mahremini sergileyen ekranlara bakıp iç geçirirken, aslında kendi ahlâki değerlerimizin eriyişini seyrediyoruz.
Bir Çağrı: Gözlerinizdeki Perdeyi Kaldırın
Gerçeklerle yüzleşme vakti geldi. Kötülüğün gürültüsü, iyiliğin vakur sesini bastırmasın. Her birey elini vicdanına koymalı ve şu soruyu sormalı: "Ben bugün birinin yolunu mu açtım, yoksa önüne taş mı koydum?"
İnsanları giyimlerine, fikirlerine veya yaşam tarzlarına göre kutuplaştırıp aynı kefeye koymaktan vazgeçin. Manevîyata yönelen, Allah’ın emirlerine yaklaşmak isteyen ruhları soğutmayın; onları yargılayarak değil, doğru ve zarif bir dille kucaklayın. Unutmayın ki özgürlük, sadece başkalarının sınırlarına girdiğinizde değil, başkalarının sınırlarına saygı duyduğunuzda başlar.
Siz kadınlar; hani nerede kaldı o meşhur dayanışmanız? Nerede kaldı birbirinizin yarasına merhem olma sözünüz? Aranıza nifak tohumu ekmek isteyen profesyonel fitnecilere geçit vermeyin. Unutmayın; hepimiz hürüz, hepimiz kendi hikâyemizin kahramanıyız ve günün sonunda hepimiz aynı mutlak hakikate hesap vereceğiz.