Bazen, karşı tarafın sınırını ihlal etmediğiniz halde sadece düşündüğünüz bir şey ya da bir duruşunuz karşı tarafın konfor alanına dolaylı olarak girdiği için istemeden "rahatsız edici" olabilirsiniz. Böyle durumlar insanda adı konamayan ama kötü hissettiren bir düşünceye sebep olabilir. "Acaba yanlış bir şey mi söyledim?" hissine kapılabilirsiniz. Ama burada kimin rahatsız olmaya hakkı olduğunu anlamak için bazı farklılıklar vardır, biz mi alan ihlal ettik yoksa başkaları mı?
Bununla ilgili en ayırt edici nokta fikrinizi belirtirken ya da sadece olmak istediğiniz kişi olarak var olurken ben dilini mi, sen dilini mi kullandığınıza bakın. Örneğin eğer siz bir hedefinizden bahsederken "bence herkes bunu amaçlamalı" gibi kapsayıcı ve fazlasıyla kendinden emin, olmaması gerektiği kadar çok genelleyen ve bizim bakış açımızın dışına taşıp herkesi içine alan bir cümle mi kullandınız yoksa sadece kendiniz için hedeflediğiniz, ulaşmak istediğiniz ya da olması gerektiğini düşündüğünüz bir şey mi söylediniz?
Eğer konuşurken kullandığınız üslup fazla genelleyici, herkes adına konuşan, didaktik ve öğretici bir tondaysa evet belki de istemeden sınır ihlal etmiş ve fazla üstten duyulmuş olabilirsiniz. Ama bunu yaparken bahsettiğiniz, düşündüğünüz, hedeflediğiniz fikirler ya da olgular tamamen sizinle alakalıysa ve kimseyi onun içine dahil etmediğimiz halde karşı taraf bundan rahatsız oluyor ya da ani bir refleksle sizin de o konudaki fikrinizi değiştirmeye çalışıyorsa, aksine ikna etmek istiyorsa muhtemelen istemeden ona bir ayna tutmuş ve kaçındığı şeylerle yüzleşmesine sebep olmuş olabilirsiniz. Çünkü bu durumda karşı taraf aynı şeyi düşünmek ya da aynı aksiyonu almak için (konu her ne ise) yeterli iradeye sahip olmayıp neyi yapmayı istediğiyle sert şekilde yüzleşmiştir.
Bu ayrımı yapmak genellikle zordur. Böyle bir durumla karşılaşıldığında nasıl bir sınır çizileceğini belirlemek de iyi gözlemlemeyi ve doğru adımları atmayı gerektireceğinden tecrübe isteyen bir şeydir. Yani daha da açmak gerekirse böyle durumlarda çoğu zaman karşılaştığımız şeyin ne olduğunu anlamayız, duruma göre kendimizi ya da karşı tarafı suçlama eğiliminde oluruz. Karşı tarafın bizi anlamadığını düşündüğümüz için sinirlenebilir ya da yanlış bir şey söylediğimizi düşündüğümüz için kendimizi sorgulayabiliriz. Bunun kararına vardıktan sonra da bir dahaki sefere nasıl davranılması gerektiğine karar vermek gerekir.
Eğer sınırı ihlal edenin siz olduğuna karar verirseniz bu durumda atılacak adım kolay. Bir dahaki sefere üzerinde yoğunlaştığınız, düşündüğünüz, konuştuğunuz şey her neyse kendi sınırlarımız içerisinde tutar ve konuşma üslubunuzun herhangi bir şey dayatmadığından emin olursunuz. Ama eğer kimseye bir şey öğretmek misyonu edinmediğinizden eminseniz ve nerede hata yaptığınızı anlamıyorsanız o zaman durumu kabullenip adım atmak daha komplikedir. Bu durumda önce sizi ilgilendiren hiçbir şeyin bir başkasını rahatsız etme hakkı olmadığını kesinlikle kavramalısınız.
Karşı taraf aynı şekilde düşünmek istemiyor olabilir, davranmak istemiyor olabilir, hedef koymak istemiyor olabilir, var olmak istemiyor olabilir. Bu çok doğal ve onun hakkıdır, tıpkı sizin aksine hakkınız olduğu gibi. Kendinizi ifade ederek kimsenin alanına girmiş olmazsınız. Ama girmiş hissediyorsanız da bu biraz önce bahsettiğimiz ayna etkisiyle karşı tarafın sizinle aynı frekansta (burada bir taraf iyi bir taraf kötü değil, farklı) olmadığı için istemsiz tepki göstermesiyle ilgilidir. Burada alınacak aksiyon da bu kişiyle bundan sonra kurduğunuz iletişimde özgün ve kaybetmek istemediğiniz fikirleri, taşımak istemediğini düşündüğünüz kimseye yansıtmamaktır.
Burada gizlemek, saklamak, ifade etmemek gibi bir şeyden bahsetmiyorum asla, aksine ifade özgürlüğünüzün yok sayıldığı bir iletişimde var olmak sağlıksızdır. Burada bir tür filtreden, kime neyden bahsedileceğini seçmekten bahsediyorum.
Peki neden bu karar verip doğru adımı atmak zorundayız, filtre neden gerekli?
Çünkü bunu yapmadığımız taktirde giderek kendimize yabancılaşır, aslında nasıl düşündüğümüzü unuturuz. Bu çoğu zaman farkında olunabilen bir şey değildir, istemsizce kopyalarız. Bu yüzden çoğu zaman gerçekleşmeden önce hedeflerimizi anlatmamak işe yarar, kimse alanımıza dahil olmadan sonuca varmışızdır. Bu bir çekilme değil kendini koruma biçimidir.
İyi bir hafta dilerim, sevgilerimle.