Bu hafta, Mel Robbins'in "Bırak Yapsınlar Teorisi" adı altında sunduğu fikrinin ne olduğunu ve pratik hayatımızda nasıl kullanabileceğimizi ele almak istiyorum.
Bu teori, elimizde olmayan; kontrol edemeyeceğimiz, değiştiremeyeceğimiz şeylere karşı sürekli direniş halinde olmanın enerjimizi nasıl tükettiğini ve enerjimizi nasıl geri alabileceğimizi anlatıyor. Teoriyi pratik olarak günlük hayata geçirmenin iki basit gibi görünen adımı var; bırak yapsınlar ve kendine izin ver.
Öncelikle, kontrol edemediğimiz şeyleri, çoğu zaman da aslında basit ve gündelik hayatın içinde olan stresin neden enerjimizi tüketmesine izin verdiğimizi düşünelim. Stres bir duygu durumu değil vücudun tepkisidir. Yani bizimle iç içedir ama onu kontrol etmek, aşağı çeken bir duygu olarak yaşamaktansan güdüleyecek bir uyarıcı olarak kullanmak mümkün. Bizlerse çoğu zaman onu neye harcayacağımızı seçmek yerine bilinçsizce tüketiyoruz. Nasıl yani? Şunu demek istiyorum; akşam çok önemli bir işiniz var. Gün içinde stresli olmanız, tabii uygun düzeyde, gayet normal ve gerekli. Hiç stres olmazsanız hazırlanamazsınız. Ama gün içinde olumsuzluk gibi görünen en ufak problemi o günün en önemli konusu haline getirir, sürekli onunla ilgili söylenirseniz... Hele o konu sizin kontrolünüzde değilse veya daha kötüsü başkalarıyla ilgiliyse... İşte o zaman kendi gelişim ve dönüşümünüze harcayacağınız tüm enerjiyi akıtmış olursunuz. Bir düşünün eminim ya böyle insanlar aklınıza gelir ya da belki farkında olmadan siz öyle bir insansınızdır; gün içinde her şeyle ilgili söylenen insanlar vardır. Trafikte basılan bir kornadan tutun da rastgele birinin yürüme biçimine kadar her şeye bir kulp, söylenecek bir şey, harcayacak bir enerji bulurlar. İşte teorinin ilk adımı bırak yapsınlar burada başlıyor; bırakın kornayı çalsınlar, bırakın o gün o arama gelmemiş olsun, bırakın arkadaşınız yine bildiğini okusun.
Bunlar basit ve gündelik örnekler tabii ama sizin sorumluluğunuz ve kontrol alanınız olmayan her şeyi düşünebilirsiniz. Peki o zaman bu bizi çok pasifleştirmez mi? Canımızı sıkan ne olursa olsun hiçbir şey için inisiyatif alamaz mıyız?
Aslında ikinci adım da bu yüzden var; kendine izin ver. Durumun olmasına izin verdiğin için onu tespit edebildiğinize göre artık onunla ilgili ne yapacağınıza karar vermek, böylece kendinize izin vermek çok daha sağlıklı hale geldi. Üstelik sizi pasifleştirmedi de. Çünkü öfkeyle, anlık gelen duygularla, içgüdüsel olarak verdiğimiz her tepki ve karar beyin adeta hayatta kalma modundayken verilir. Ama bırak yapsınlar dediğinizde hayatta kalma modundan çıkar ve rasyonel kararlar alır, tepkiler verirsiniz. Reaktif olmamak bu yüzden önemlidir.