Kendimizi iyi hissetmediğimiz durumlarda bunu dışarıya yansıtmanın, paylaşmanın hatta belki çözüm beklemenin hiçbir sakıncası yoktur. Hatta yansıtmayıp sürekli içeride tutmak ve pozitif enerji borcumuz varmış gibi çevreyi sürekli yüksek tutmaya çalışmak, ya da neredeyse moral bozukluğundan kendimizi sorumlu tutmak bizi yorar. Ayrıca yakın çevrenin böyle bir beklentisi kişinin üzerinde baskı oluşturur. Sağlıklı bir çevrede, sağlıklı ilişkilerde insanlar birbirlerini her durumda kabul ederler.
Ama bu moral bozukluğu; enerji düşüklüğü, mağduriyet, duruma ve zamana göre şekillenen bir şey olmaktan çıkarak karakter özelliği haline gelmiş bazı insanlar vardır. Bu kişiler kronik olarak mutsuzdur. Belki bilerek veya bilmeyerek sürekli çevrelerinden "anlayış" beklerler. Ama bu algılanma biçimi de yalnızca onların karşı tarafın kendilerini görmesini istediği biçimle alakalıdır. Yani demek istediğim, bazen size dertlerini, duygularını, hissettikleri üzüntüyü ya da yaşadıkları bir olayı anlattıklarında gerçekçi bir çözümden ya da salt paylaşımdan ziyade bir avuntu, bir acıma beklerler. Zaten çoktan vardıkları yargıya onay isterler.
Buraya kadar bu profil zaten alışık olmadığımız bir kişi değildi. O yüzden bu yazıda bu kişiyi masaya yatırmaktan ziyade bizim takınmamız gereken tavrı ele almak istiyorum çünkü bazen her şekilde kabul etmek kavramının içini boşaltarak, bize zarar verecek ruh hâllerinden kendimizi korumayı başaramayabiliyoruz. O yüzden, bu gibi mağdur kişilerle sürekli olarak iletişimde kalmanın -belki her ne kadar kendileri kişisel olarak iyi insanlar olsalar bile- neden zor olduğu ile ilgili birkaç noktanın altını çizmek istiyorum. Böyle bir profil bize neden ve nasıl zarar verir?
Birincisi, yukarıda da biraz bahsetmiş olduğum gibi bu kişiler gerçek yanıtlar beklemezler. Evet bazı durumlarda paylaşım elbette yanıt verme ile ilgili değildir, dinlemekle de ilgilidir ama maalesef bu kişiler dinlenmekle de yetinmez. Açıkça söylemek gerekirse ne kadar kötü durumda olduklarının kabul edilmesini isterler. Böyle bir beklentiye sürekli olarak karşılık vermek de bir süre sonra sizi duygusal bir boşaltım aracı haline getirir, belki farkında bile olmadan artık o duyguları siz de taşırsınız.
İkincisi, üzgün olmak, mutsuz olmak, herhangi bir konu yüzünden belki mağdur olmak sürekli olarak devam eden duygu ve durumlar değildir, karakter özelliği değil ruh hali kapsamına giren şeylerdir. Duruma göre oluşur ve sonra değişir. Bu insan profiline baktığınızda onlarda bu durum neredeyse bir kişilik özelliği halini almıştır. Tabii ki bu açıkça farkında olunan ve kabul edilen bir şey olmasa bile şunu söylemek de mümkündür ki bu kişiler bir şekilde mutsuz olmaktan keyif duyarlar. Belki bu onları daha özel hissettiriyor olabilir ya da hayatlarındaki gelişmeler konusunda tamamen dış etkenlere bağlı olabilirler bunun çok çeşitli sebepleri vardır, buraya detaylıca değinmek başka bir yazının konusu olur ama genel olarak şunu söyleyebiliriz; bu kişilerin değişmesini beklemek hem bizim hem onlar için yıpratıcıdır. Yani bu kişileri rehabilite etmek misyonu edinmeye çalışırsanız sadece kendinizi değil olanları da yorarsınız.
Aslında bu kişileri tanımak göreceli olarak kolay olsa da sınır koymak noktası bizi zorlayan şey olduğu için, ilk önce özelliklerinden ve neden değiştirme ya da iyileştirme görevi edinmemeniz gerektiğinden bahsettim. Sınır koymak zor oluyor çünkü çoğu zaman bunun kötücül olduğunu düşünüyoruz. Yani ben iyi bir arkadaşsam ya da ilişkideki konumumuz her neyse fark etmez, karşı tarafın belli bir konudaki belli bir özelliği bana zarar bile verse mutlaka ona maruz kalmak zorunda olduğumu, bunun bir tür fedakarlık ya da iyilik olduğunu sanıyorum. Tabii ki de her zaman her şeyi bize iyi gelmesi kriterine göre değerlendiremeyiz, bazı şeylerin canımızı sıkması çok normaldir ama burada kronikleşmiş bir durumdan bahsediyoruz. Yani değişim ihtimali, ilerleme ihtimali çok zayıf ve maruz kalmak çok yıpratıcı. İşte böyle durumlarda -bu kişilik özelliğini sizi çok yıpratan başka özelliklere göre uyarlayarak da düşünebilirsiniz bunu- ne kadar geçirgen olacağınızı seçmek bizi kötü yapmaz, kendimize olan saygımızı pekiştirir. Çünkü menfaatçi kişiler, menfaatçi ilişkiler dediğimizde aklımızda hep maddi menfaatler canlansa da, aslında bizden sürekli sömürülen bir onay, avuntu, acıma da menfaat kapsamına girer. Bu yüzden sınırlar koymanın ya da seçmenin sizin etik duruşunuza karşı oluşturduğu hiçbir tehdit yoktur.
İyi bir hafta dilerim, sevgilerimle...