Cemil Meriç, bir cümlenin içinden koca bir çağın çürümesini çekip çıkarabilen ender düşünürlerdendir. “İnsanlar sevilmek için yaratıldılar; eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni, eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.” derken yalnızca bireysel bir kırgınlığı dile getirmez; modern dünyanın ruh haritasını çizer aslında.
Oysa, bugün o ruh haritasına baktığımızda yolların nasıl da ters yüz olduğunu görüyoruz. İnsanlar birbirinden uzaklaşırken eşyalar her geçen gün bize biraz daha yaklaşıyor. Yeni bir telefonun kutusunu açarken hissettiğimiz heyecanı, bir dostun kapıyı çalmasında hissetmiyoruz çoğu zaman. Bir koltuğun modelini değiştirirken gösterdiğimiz özeni, yanımızdaki insanın kalbini anlamakta göstermiyoruz.
Çünkü sahip oldukça değer kazandığımızı sandığımız bir çağdayız.
Oysa insan, sahip olduklarıyla değil, dokunduğu hayatlarla ölçülür.
Bugünün kaosu tam da bu yanlış terazinin sonucudur. İnsan ilişkileri birer “kullan-at” pratikliğine dönüşmüş durumda. İş dünyasında, dostluklarda, hatta bazen aile içinde bile… Birinin işimize yaradığı sürece yanında kalıyor; çıkar ortadan kalktığında kapıları sessizce kapatıyoruz. Geriye, kullanılmanın ağırlığını taşıyan ruhlar ve tüketilmiş ilişkiler kalıyor.
Eşyalar ise tam tersine, adeta kutsal bir mertebeye yükseltilmiş durumda. Kırılmasın diye sarıp sarmaladığımız bardakların, kırılmasın diye korumadığımız kalplerden daha kıymetli hale gelmesi ne acı bir ironi…
Oysa insanın yaratılışındaki sır, sevgiyle anlam bulur. Sevildiğinde güç bulur, değer görür, kök salar. Hiçbir eşya, bir tebessümün yerini dolduramaz. Hiçbir lüks, bir insanın içten bir “iyi ki varsın”ını geçemez.
Belki de çözüm, hepimizin bildiği ama unuttuğu o basit dengeyi yeniden kurmaktan geçiyor.
Eşyaları kullanmak, insanları sevmek.
Sıralamayı doğru yaptığımız gün, kaos dediğimiz sis perdesi de kendiliğinden aralanacaktır. Çünkü insanın kalbine ulaşan en kısa yol, sevgiden geçer; alışveriş sepetinden değil.