Cuma namazları, haftanın en kalabalık vakti. Aynı safı paylaşan yüzlerce insan, aynı duaya “amin” demek için camide buluşuyor. Ne var ki kalabalık arttıkça bir başka manzara da daha görünür hâle geliyor: Hutbe okunurken cep telefonuna gömülen cemaat.
Oysa hutbe, cuma namazının ayrılmaz bir parçası. Dinlenmesi sadece bir edep meselesi değil, dinî bir sorumluluk. Hutbe okunurken konuşmamak, başkasını meşgul etmemek ve dikkati dağıtmamak gerektiği açıkça ifade edilmiş. Buna rağmen hutbe sırasında mesaj yazan, sosyal medyada dolaşan, hatta sessizce oyun oynayan insanlara rastlamak artık şaşırtmıyor.
İşin dikkat çekici tarafı, bu alışkanlığın yalnızca gençlerle sınırlı olmaması. Eskiden “gençlik işte” diyerek geçiştirilen manzara, bugün her yaştan insan için geçerli. Yaş ilerliyor ama telefon elde kalıyor. Hutbe sürerken bir yandan ekrana bakıp bir yandan imamın sesini arka planda bir uğultu gibi duymak, neredeyse normalleşmiş durumda.
Bir de çalan telefonlar meselesi var. Namaz esnasında yankılanan zil sesleri, sadece dikkati dağıtmıyor; caminin ruhuna da zarar veriyor. İlk zamanlar dönüp bakılan bu seslere, şimdi çoğu kişi alışmış gibi. Oysa alışmak, doğru olduğu anlamına gelmiyor.

Burada mesele sadece teknoloji değil. Mesele, camiye hangi bilinçle girdiğimiz. Cami, gündelik hayatın devam ettiği bir mekân değil; gündelik hayatın dışına çıkılan bir mekân. Telefonu sessize almak, hatta mümkünse kapatmak, hutbeyi dikkatle dinlemek, etrafımızdaki insanlara saygı göstermek aslında zor şeyler değil. Ama bunlar niyet gerektiriyor.
Camide özellikle cuma günü nasıl olunmalı sorusu tam da burada anlam kazanıyor. Camiye girerken aceleyle değil, farkındalıkla girmek gerekiyor. Hutbe okunurken susmak, dinlemek, düşünmek gerekiyor. Yanımızdakini rahatsız edecek her davranıştan kaçınmak, ibadeti bireysel bir alan gibi görmemek gerekiyor. Çünkü cami, birlikte yapılan bir ibadetin mekânı.
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: Hutbeyi dinlemeye niyetli değilsek, cuma vaktinde neden camideyiz? Eğer camideysek, oranın adabına uygun davranmak zorundayız. Aksi hâlde bedenimiz camide, zihnimiz bambaşka yerlerde dolaşıyor demektir.
Teknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkarmak mümkün değil. Ama en azından haftada bir saat, cuma vaktinde, telefonu cebimizde susturmak mümkün. Belki de asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, biraz sessizlik ve biraz dikkat. Hem kendimize hem de bulunduğumuz mekâna karşı.