SON DAKİKA
Hava Durumu

Kul Hakkı ve Şirk Koşma Kabahatlerini Tövbe Yoluyla Gidermek Mümkün Değildir

Yazının Giriş Tarihi: 22.06.2023 00:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.06.2023 15:48

İslamiyet çok detaylı çok mütekamil kaideleri içeren bir dindir. Üstelik bu detay ve mütekabiliyetini ebedi kılacak Kur’an-ı Kerim gibi sağlam bir ana kitap sağlam bir kaynak ortaya koymuş olmasına karşılık bozulmazlığını yanlış anlaşılmasını ve uygulanmasını nedense bugün tüm İslam toplumu açısından bir türlü gerçekleştirememektedir düşüncesindeyim. Bence bunun sebebi İslam din adamlarının İslam’ın getirdiği kaideleri Kuran, Sure ve ayetlerinde ortaya koyduğu hüküm ve uygulama kararlarını kendilerine göre yorumlayıp kendi yorumlarına göre uygulamaya çalışmalarıdır. Bunun sonucun da ortaya çıkan mezhepler çerçevesinde başlangıçta tek olan İslami hüküm ve uygulamaları mezheplere göre farklılaşma göstermiş İslam da birlik, bazı konularda ortadan kalkmıştır düşüncesindeyim.

İslam’da birlik ve beraberlik anlayışını ortadan kaldıran diğer neden değişmeyen Kuran, sure ve ayetlerindeki hükümlerin değişmezliği ve katılığı karşısında İslam din adamlarının İslami uygulamalar da daha esnek gördükleri hadislere yönelik onları devreye sokmaları ve hadislerin farklı anlatımlara dayanan esnekliğinin yarattığı fırsatlardan yararlanmaya yönelmeleri İslami uygulama da birliği bozan önemli bir sebep olmuştur düşüncesindeyim. Şunu vurgulamak isterim ki İslami hüküm ve uygulamalar söz konusu olduğunda önce Kur’an, sure ve ayetlerindeki hükümler esas tutulup onların uygulanması onların cevap vermediği açıklık ortaya koyamadığı konularda hadisler söz konusu edilmesi gerekirken bugünün İslam dünyasın da özellikle ülkemiz de hadisler uygulamada ön plana çıkmış gözükmektedir.  Bunun neticesin de ülkemizde belki de İslam dünyasın da İslami kaidelerin farklı uygulamaların ortaya çıktığını İslami hatalara daha fazla düşüldüğünü görmekteyiz düşüncesindeyim.

İslami kaidelere göre Allah karşısında kul olan bizler kulluğumuzu bilip Allah’a karşı kulluğumuzu göstermek için Allah’ın farz kıldığı bazı ibadetleri yerine getirmek mecburiyetindeyiz. Bu bizim Allah’a karşı kulluk vazifemizdir. Bu vazifeleri yerine getiren bizlerin zaten hiçbir zaman üzerimizden yardım ve inayetini eksik etmeyen yüce yaratıcıdan her konuda için yardım ve destek istemek bunu dua ve yakarılarla Allah’a iletmek kulluk hakkımızdır. Ancak biz İslamların Allah’ın belirtip bizden beklediği başta, insanlar olmak üzere diğer canlılara karşı yapmamız gereken görevlerimizde vardır. Haliyle başta insanlar olmak üzere diğer canlılardan beklemek ve almak durumunda olduğumuz haklarımız da olmalıdır, Vardır da. Yüce Allah biz İslamlara kendisinin şahsına karşı ve yarattığı diğer canlılara karşı yapmamız ve yapmamamız gereken bütün icraat ve davranışları Kur’an-ı Kerim’de açıkça bize bildirmiştir. Özellikle kendisi açısından önem arz eden yapılmasını istediği icraatları farz ibadetler olarak dile getirmiş yapılmaması gereken icraatları yasak ve haram olarak vurgulamıştır.

Kur’an da dile getirilen 5 ana ibadet uygulaması vardır ki bunları yapmak İslam olmak için adeta şarttır. Bunların hele bir tanesi olmazsa olmaz ibadettir. Ana şarttır. Bu kelimeyi saadet getirmektir. Bunun dışında oruç, namaz, zekat ve hac da ana ibadetlerdendir. Bunun dışındaki ibadetler bunlar kadar zorunlu olmazsa da yapılması gereken ibadetlerdir. Hal böyle olmasına karşılık bu olmazsa olmaz ibadetlerin farz kılındığı bu ibadetlerin yapılmaması halinde dahi cezadan kurtulma hakkı tanıdığını görmekteyiz. Tövbe edilmesi karşılığında kendine karşı işlenen suç ve günahların affına imkan olanağından Kur’an-ı Kerim’inde vurgulama ortaya koyan Yüce Allah’ın kendine karşı işlenen suçlardan affetmeyeceği suç olarak kendine şirk koşulmasını vurguladığını görmekteyiz.

Kulun Allah’a şirk koşmadığını gösteren en önemli icraatı şüphesiz İslamiyet’i kabul ettiğini gösteren anahtar kelime olan Kelimeyi Şehadet getirmektir. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerem’inde affetmeyeceği suç affetmeyeceği günah olarak kul hakkını yani Kulun kula karşı diğer bir değişle İslam bireyin diğer insanlara ve canlılara karşı yaptığı haksızlık ve kötülüklerin vurguladığını görmekteyiz. Bu son affedilmeyecek icraat veya faaliyetlerin tek af çaresi suçu işleyenin yani kötülüğü veya haksızlığı yapanın kötülük veya haksızlığa uğrayan tarafından affedilmesidir. Bu yapılmadığı takdirde bir dindaşına bir hemcinsine yahut bir canlıya karşı yapılan haksızlığın kötülüğün herhangi bir sevap işleme karşılığında ibadet işleme karşılığında affedilmesi cezadan kurtulması mümkün değildir. Kur’an hükümlerine göre ve bize anlatılan dini malumata göre bu gerçek açıkça ortadadır.

Kısacası Kur’an hükümlerine göre iki günahın affı yoktur. Bunlardan ilki Allah’a şirk koşmak Allah2a eş koşmak Allah’tan başka yaratıcıların varlığına inanmak ve onlara tapmak diğeri ise Kul hakkı almaktır. Yani başta din kardeşleri ve hemcinsleri yani insanlar olmak üzere canlılara haksızlık ve kötülük yapmaktır. Bu Kul hakkına neler girmez ki adam öldürmek, soygun yapmak, hırsızlık yapmak, yönetici olarak kayırma yolsuzluk yapmak hak ettiği halde hakkedeni değil de onun yerine ama çıkar karşılığı ama yakınlık nedeniyle hak etmeyen birini işe almak devlet malını talan etmek, harpten kaçmak hatta askere gitmekten kaçmak hileli mal satmak, kendini yardıma muhtaç gösterip devletten yardım almak malı, mülkü olduğu halde dilenmek zekat farz olduğu halde zekat vermemek vergi vermemek sözün kısası Adam yaralamak ve öldürmekten başlayıp gasp, darp adam kaçırma mala cana ırza tecavüz gibi ferdi suçlar rüşvet alma verme kayırma yolsuzluk yapma haksızlık yapma alışverişte hile yapmak gibi toplumsal bütün suçları kaplayacak şekilde gerçekleştirilen bütün bu uygulamalar kul hakkı doğuran ve Allah’ın affetmeyeceğini belirtiği davranışlardan sayılacak icraatlar olarak değerlendirilmesi gereken icraatlar olduğu düşüncesindeyim. Devam edecek…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.