Mısır sahasına, Suriye sahasına hakim olma Hizaç bölgesine hakim olma hakkını Mercidabık savaşından sonra elde eden Yavuz Sultann Selim aslında Kudüs’e de Mercidabık savaşından sonra Memlukluların Mısır’a çekilmesi nedeniyle kazanabilmiştir. Hizaç imamı bu savaşı kazanan Yavuz Sultan Selime Mekke ve Medine’nin anahtarlarını göndermiş, bu arada Kudüs bölgesinde Filistin bölgesinde Osmanlı devletine bağlanmıştır.
Şunu da belirtmek isterim ki Yavuz Sultan Selim yazımızda kendinden önce anlattığımız hakkında bilgi verdiğimiz Hz. Ömer ve Selahattin Eyyubi gibi Hristiyanlarla çarpışarak kudüse hakim olmamış, aksine bir başka İslam Türk devletiyle savaşmasının ve zaferinin getirisi olarak Kudüs’e sahip olmuştur.
Evet Yavuz Sultan Selim Suriye, Arap yarımadası ve Mısır’a sahip olmuştur. Mısır’ın zenginliklerini ve kutsal emanetleri İstanbul’a götürmeyi başarmıştır. Ne var ki hilafet meselesi gibi bir sorunu Osmanlının hatta biz Türklerin başına musallat etmeyi başarmıştır. Rivayet edilir ki Yavuz Sultan Selim Osmanlı hazinesini o kadar ziyadesiyle altın sikkeyle doldurmuştur ki kendisinde bir övünme hakkı görebilmiştir ve bunun sonucunda çevresindekilere devlet erkanına “benim, hazineyi altınla doldurduğum kadar benden sonraki nesilden olan hükümdarlar gümüşle doldurana kadar Osmanlı devletinin hazinesi benim mührümle açılıp kapansın” vasiyetinde bulunabilmiştir.
Osmanlı devleti yıkılana kadar bu hiç bir hükümdar tarafından gerçekleştirilemediğinden Yavuz’dan sonra Osmanlı hazinesi hep onun mührüyle açılıp kapanabilmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi son Abbasî halifesi Ridanya zaferinden sonra esir edilen bazı Memluk kökenli yöneticilerle birlikte Yavuz tarafından İstanbul’a götürülmüş, bir müddet orda kalan Mütevekkil El Allah Mısır’a tekrar geri gönderilmiştir ama onun geri gönderilişinden sonra Osmanlı sultanları İslam dünyasının halifesi sayılmıştır.
Bazı rivayetlerde Yavuz’un halife sanını Ayasofya’da yapılan bir dini törenle bu son Abbasî halifesinden devir aldığı yolunda bilgiler mevcutsa da resmi açıdan bunun böyle olduğunu doğrulayan belgeler yoktur. Aslında İslam halifesi olabilmenin şartlarından en başta olanı Kureyş kabilesinden etnik açıdan Kureyş kökenli olmak esas olduğuna göre Osmanlı sultanlarının veraset yoluyla yahut etnik açıdan halife olma hakkına sahip olmaması gerekir. Şunu da belirtmek gerekir ki Yavuz Sultan Selim kendisi bizzat halife sanını kullanmamış İslam halifelerinin kullandığı bir unvan olan Hakim-ül Haremeyn yani harameynişşerifeyn hakimi unvanını kullanmamıştır aksine harameynişşerifeyn hizmetçisi anlamına Hadimül Haramayn unvanını kullanagelmiştir.
Ne var ki bu hilafet unvanı bazı devletlerin Osmanlı tabası bazı İslam sahalarına yahut Osmanlı tabası olmasa da İslam diyarı olan topraklara yapılan saldırılara karşı Osmanlıdan yardım isteyen İslam halk veya İslam yöneticilerin tarafından Osmanlı padişahlarından yardım isterken kullandıkları bir unvan olmuştur.
Sonuç olarak şunu hatırlatmak isterim ki Yavuz Sultan Selim de Hz. Ömer gibi Selahattin Eyyubi gibi Sünni İslam dünyasını hatta İslam dünyasını Sünni bir İslam devleti olarak tek elde toplamayı arzulamış, kısacık hakimiyet döneminde bunun için elinden geleni yapmıştır. Ne var ki o da İslamiyet’in Şii dünyasını tam manasıyla kendisine bağlayamamış, Şii İslam dünyası Anadolu’daki Şiiler de dahil Şii- Saferi devletine ve onların tekelindeki şii- imamet makamına bağlı kalmışlardır.
Üstelik Yavuz Sultan Selim Osmanlı imparatorluğuna sultan olabilmek için aile bireylerine karşı da zalimce davranmış, kardeşlerini ve yeğenlerini öldürttüğü gibi bazı kaynaklarda dile getirildiğine göre babasını dahi zehirleterek öldürtebilmiştir. Üstelik Anadolu’daki Şiilere karşı da yüzbinlere varan katliamlar gerçekleştirmiştir.
Bu açık bilgiye rağmen ne yazık ki gerek yazılı kaynaklarda gerekse hilafetçi, Emevici ve Arapçı kesimlerde Yavuz Sultan Selim için evliya olarak bahsedilmekte olduğunu da söyleyebiliriz düşüncesindeyim. Hatta bu anlatımların en barizi Yavuz Sultan Selim’in Ridaniye savaşı sırasında El Mukattam Dağını arkadan dolaşabilmek için ordusuyla Sina çölünde yürürken atından inip yürümesini onun evliyalığına bağlamaktadırlar.
Bu anlatımın sahiplerine göre yakınlarının neden atına binmiyorsun sorusuna önümde Hz. Muhammed yayan yürürken ben nasıl ata binebilirim” demiştir. Bu ifadeyi esas alan bazı kesimler onun Hz. Muhammed’le temas halinde olduğunu dolayısıyla evliya olduğunu ileri sürebilmişlerdir. Bu iddia sahiplerinin bu iddiası da tuhaftır. Çünkü Yavuz bu sırada ordusuyla bir Müslüman devletin sınırlarını çiğnemekte ve bir Müslüman orduya karşı yürümektedir.
Hz. Muhammed’in manevi varlığının onun ordusunun önünde yürüyerek bir Müslüman ordunun üzerine sevk etmesi hiçbir şekilde inanç sistemine uygun düşmemektedir. Şöyle ki Yavuz’un üstüne yürüdüğü ordunun yöneticileri arasında Hz. Muhammed’in hem akrabası hem temsilcisi vekili durumunda olan Abbasî halifesi de mevcuttur. Devam edecek…