SON DAKİKA
Hava Durumu

Geçmişte Kudüs Şehrine Hakim Olmuş Şahsiyetler Hakkında Hatırlatmalar

Yazının Giriş Tarihi: 05.02.2026 09:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.02.2026 09:27

Ne var ki bütün çabalarına rağmen bütün İslam dünyasındaki mezhepleri birleştirmek ve tek bir yönetimde Sünni mezhebin etrafında ağırlıklı bir devlet oluşturup uzun süre İslam dünyasını tek devlet halinde birleştirmeyi başaramamıştır. Ancak İslam dünyasını tek bir imparatorluk haline getirme fikrini gerçekleştirmeye çalışan bir sultan olmuştur. Sağlığında bunu geçici bir süre için kısmi olarak gerçekleştirmişse de bu icraat uzun süreli olmamıştır. İslam dünyasında Hz. Ömer’den sonra İslam dünyasını Emevilerin ortaya koyduğu Sünni İslam halifeliğini geniş manada devam ettirme yolunda çaba gösteren önemli bir kişilik sahibi aranırsa Ömer’den sonra söylenebilecek ikinci kişi Selahattin Eyyubi’dir.

Daha sonraki dönemlerde onun amacına benzer bir devlet sistemini kendisine hedef seçecek olan Osmanlı devleti de yolunu izlediği Selahattin Eyyubi’ye hanedan olarak büyük bir saygı duymuştur. Hatta ona saygısından dolayı onun devletinin son kalıntısı olarak bilinen Hısn-ı Keyfa Eyyubi devletçiğini ortadan kaldırmamış, kendi bünyesinde kanuni dönemine kadar yaşamasına izin vermiştir. Ne tuhaftır ki Osmanlıların son halifesi ve sultanı vahdettin de Selahattin Eyyubi gibi Şam’da yanılmıyorsam Emevi camiinin haziresine gömülmüştür. Kısaca tekrar vurgulamak isterim ki Selahattin Eyyubi Kudüs’ü İslamlara kazandıran bir hükümdar olmasına karşılık Kudüs ne yazık ki ebedi olarak onun armağanı olarak İslamların elinde kalamamıştır.

Selahattin Eyyubi’yi bugünkü toplumumuzda övüp değer verenler diyebiliriz ki daha ziyade hilafetçiler ve ümmetçiler hatta bir oranda Emeviciler gibi gruplarla aynı zihniyette olan kişiler olabilir. Bu nedenle milliyetçiler Selahattin Eyyubi’ye biraz daha uzak olabilir. Ne var ki Selahattin Eyyubi’nin etnik köken olarak Kürt kökenli olduğunu ileri süren iddia sahiplerine bakarak onun kürtlüğünü esas alıp onun devletini tarihte kurulmuş ilk Kürt devleti hanedanını da ilk Kürt hanedanı kabul edenler mevcut olagelmiştir. Bu yüzdendir ki Selahattin Eyyubi’yi ümmetçiler kadar kürtçüler de Kürt milliyetçiler de övüp onunla övünebilirler.

Bütün bunlardan sonra tüm özelliklerini göz önünde bulundurarak Selahattin Eyyubi’nin zamanında yaşamış ve devlet kurmuş Abbasî halifeliğini kendi yönetiminin dışında tutarak bir oranda laik bir imparatorluk oluşturmuş, imparatorluğunu ümmetçilik esasına oturtmuş bir hükümdardır şeklinde değerlendirebiliriz düşüncesindeyim.

Selahattin Eyyubi ölüp devleti parçalandığında onun Mısır topraklarında devlet kurup Mısır’ı, Suriye’yi, Filistin’i hatta Çukurova gibi güneydoğu Anadolu gibi Anadolu topraklarını da denetimine alan Türk Memluk devleti Kudüs’e de hakim olmayı başarmıştır. Ama önem kazanan Kahire’nin yanında Şam ve Kudüs’ün önemi azalmış, sadece dini açıdan hacıların uğradığı ikinci değerde bir merkez durumuna düşmüştür.

Kudüs’e hakim olan Memluklulardan sonra Osmanlı devleti olmuştur. Osmanlılar Mısır ve Suriye sahasıyla fatih devrinde ilgilenmeye başlamışlarsa da 2. Beyazıt devrinde Memluklularla şehzade Cem olaylarıyla arası bozulan Osmanlıların 2. Beyazıt devrinde Memluklularla çarpışmaları olmuşsa da Mısır ve Arap Yarımadasının Suriye yenin ele geçirilmesi Yavuz Sultan Selim zamanında olmuştur. Memluklularla sürtüşmeye düşen Yavuz Sultan Selim’in arası aslında çaldıran savaşı sırasında bozulmuştur. Saferi sorununu halleden Yavuz Sultan Selim bir oranda Güneydoğu Anadolu’daki Dulkadir beyliğini ortadan kaldırınca onun topraklarında hak iddia eden Memluklularla karşı karşıya gelmek durumunda kalan Yavuz Sultan Selim Mısır sahasında sefere yönelmiştir.

Devri sekiz sene yani hükümdarlığı sekiz sene sürecek olan yavuz sultan selim bu kısacık süre içerisinde iki Türk imparatorluğunu bir de Dulkadir Beyliğini ortadan kaldırmayı başarmıştır. Bu yüzden devrini sürenin az gölgelerinin uzun olduğu ikindi güneşi zamanına benzetenler olmuştur. Bu kısacık dönemde İran sahasında çaldıran zaferini, Güneydoğu Anadolu sahasında Turnadağ savaşını, Suriye sahasında Mercidabık zaferini, Mısır sahasında Ridaniye savaşını kazanarak Osmanlı topraklarını Mısır dahil Ortadoğu’ya hakim kılmıştır. Bu genişlemeye rağmen Yavuz Sultan Selim İran sahasında tam manasıyla amaçlarına ulaşamamış, saferi devletine son vermeyi başaramamıştır. Bu durum Şii- Saferi devletini ve hanedanını amansız Osmanlı düşmanı yapmış. Osmanlının Türkistan ve Orta Asya sahasıyla bağlantısının kesilmesine sebep olmuştur.

Asya sahasından yeni Türk kitleleri göçü alamayan Osmanlı askeri insan ihtiyacını karşılamak için Avrupa topraklarından devşirdiği Müslümanlaştırıp başta yeniçeriler olmak üzere kapıkulu ocakları adı altında bu insan gücünü esas olarak kullanmaya yöneltmiştir. Bu durum Osmanlı devletini tam manasıyla büyük Türk devleti olmaktan uzaklaştırmıştır.

Tuna Dağ savaşıyla ortadan kaldırdığı Dulkadir beyliğinin kontrol altında tutup baş göz açtırmadığı feodal Kürt beylerini bir oranda özgürlüğe kavuşturmuş, bu dönemde elde ettikleri feodal haklarla adeta devlet içinde devlet durumuna gelmişlerdir ki bunların başında Bitlis merkezli Şerefhanlar gelmektedir. Yavuz bu faaliyetiyle de bugün dahi devam edegelen Ortadoğu’daki Kürt sorununu kuvvetlendirmiştir. Bir oranda Kürtlere devlet olma, devlet kurma isteme hakkı kazandırmıştır. Devam edecek…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.