SON DAKİKA
Hava Durumu

Başlangıçtan 3 Mart 1924’e Kadar İslam’da Dinsel Yönetim

Yazının Giriş Tarihi: 25.02.2026 08:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.02.2026 08:09

Osmanlı devletinin tanzimat döneminde kabine sistemi ortaya çıktığında Şeyhülislamlık bazen kabine içine alınmış bazen kabine dışında bırakılmıştır. Osmanlıda monarşik idarenin sona erdiği II. Meşrutiyet döneminde kabine içinde olan Şeyhülislamlık bu dönemde adalet ve eğitimle ilgili görevlerini terk etmiş, tamamen din yönetimi ile ilgili görevleriyle yetinir durumdadır. Mondros Mütarekesi fiilen Osmanlı’yı sona erdirdiğinde Mustafa Kemal ve arkadaşları, Kuva-yi Milliyeciler Erzurum, Alaşehir, Balıkesir, Sivas gibi kongreleri yaptıktan sonra 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtıklarında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinde Şeyhülislamlık makamının görevini yerine getirecek bir Şeriye ve Evkaf Vekaleti oluşturmuşlardır.

Gerçi Şeyhülislamlık makamının Osmanlı Devleti’nde de değişikliğe uğradığı dönemler ve zamanlar vakidir. Son Osmanlı hükümeti ortadan kalktığında Şeyhülislamlık sona ermiştir. Ama TBMM hükümetindeki 3 Mayıs 1920 tarihinde Şeriye ve Evkaf Vekaleti Osmanlı halifelik makamının kaldırılıp yurt dışına halifelik hanedanının çıkarılmasına kadar devam etmiştir. Yaklaşık 4 senelik bu kısa dönemde Türkiye devletinin din işlerini bu vekalet yürütmüş ancak İstanbul’daki Osmanlı halifesi de mevcudiyetini koruduğundan ülkemizdeki Din işleri yönetimi çift başlı bir görünüm arz etmiştir.

3 Mart 1924 tarihinde halifelik kaldırıldığı zaman yapılan en büyük yeniliklerden birisi de Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin kaldırılıp onun görevini aralarında taksim eden iki yeni kuruluş oluşturulması olmuştur. Bu iki yeni kuruluştan birisi Vakıflar Genel Müdürlüğü diğeri Diyanet İşleri Başkanlığı kurumu olmuştur. Her ikisi de Başbakanlık’a bağlanmış böylece devletimizin Laik bünyesinin oluşturulması sağlam temellere bağlanmaya çalışılmıştır. Aynı çaba gereğince Tevhid-i Tedrisat Kanunu denilen kanun kabul edilerek tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı kontrol, denetim ve yönetimine verilmişlerdir.

İşte bu yeniliklerin yapılışının bugün 102. Yıldönümünü yaşamaktayız. Devletimizin Laiklik yolunda yaptığı önemli aşamaların miladı olan 3 Mart tarihi aynı zamanda bugün ülkemizin din hayatını din işlerini yöneten kuruluşu olan Diyanet İşleri Başkanlığımızın da doğum günüdür. Bugün 102. Doğum gününü kutlayan veya kutlayacak olan diyanet işleri teşkilatımızın kendinden önceki Şeyhülislamlık ve Hilafet makamlarıyla benzeştiği noktalarda mevcuttur. Onlardan ayrıldığı noktalarda mevcuttur. Benzeştiği noktalar bugünkü Laik yapımızı zedeleyen unsurlar olarak ne yazık ki hala varlığını sürdürmektedirler.

Şahsi düşünceme göre her ne kadar yeni açılımlar yapmaya çalışsa da, yeni kucaklamalar gerçekleştirmeye çalıştırsa da Diyanet İşleri Başkanlığı’mız ülkemizdeki Şii ve Alevi harici mezhep yanlılarına hizmet veren en azından Sünnilerle eşit hizmet veren bir teşkilat değildir. Ne acıdır ki devletimiz onlardan aldığı vergilerle dinsel açıdan Sünnilere hizmet verirken onlara hizmet vermemekte bunu da demokrasisine ve laikliğine ters bir durum görmemeyi sürdürmektedir.

Gerçi son zamanlarda Şii kesime, Alevi kesime bazı Cem evleri yapılması icraatları görülse de sadece ibadet mekânları açısından Şiilere, Alevilere bu kurumun hizmet vermede ne kadar devre dışı durumda olduğunu görmek pekala mümkün olabilecektir. Sünni kesimin din adamlarına din adamlarının yetiştirilmesine ve görevlendirilmesine hatta onların lojman vesaire hizmetlerine harcanan parayı da Alevi ve Şii harici kesimin din adamlarına tam manasıyla yapmadığı düşünülürse Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın bu konuda ne kadar farklılık gerçekleştirdiğini ortaya koymak daha imkan dahilinde olacaktır düşüncesindeyim.

Bütün bunlardan sonra şunu belirtebilirim ki diyanet işleri başkanlığımız nasıl Osmanlı Şeyhülislamlığı yahut Şeriye ve Evkaf Vekaleti Sünni İslam kesimini hizmet etmek için esas toplum kabul ediyorsa aynı kabulü göstermekte ülkemizdeki Sünni kesime hizmet etmektedir. Benzerlik sadece Şii ve Aleviler yönünden değil Hanefi mezhebi dışındaki Maliki, Şafi ve Hambeli mezhepleri mensuplarına karşı da bir oranda sergilenmekte onlarda Diyanet İşleri Başkanlığından Hanefi mezhep sahipleri kadar hizmet alamamaktadırlar diye düşünmekteyim.

Diyanet İşleri Başkanlığı’mız 1924’teki kuruluşundan bu yana Laiklik anlayışından da Laiklik anlayışını kuvvetlendirme çabasından da bence hafif uzaklaşmalar göstermektedir. Belki devlet sistemimizdeki farklılaşmalar nedeniyle sergilenen son duruma göre Kur’an kursu denilen eğitim kurumlarını da bizzat yürütüp işletmeye yönelmesi Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla çakışır bir özellik yaratabilecek bir durum ortaya koymaktadır diye düşüncesindeyim. Diyanet İşleri Başkanlığı’mız son dönemde bütçe olarak personel olarak pek çok yatırım bakanlığından daha fazla maddi imkana sahip kılınırken bu yetmezmiş gibi birde kendisine yardımcı olarak oluşturulan diyanet vakfı gibi kurumlarla maddi imkan yönünden daha da kuvvetlenmekte buna karşılık bu imkanları oranında topluma hizmet vermemektedir diye düşünmekteyim.

Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın elindeki maddi imkanlara rağmen hala ibadethanelerimiz yani camilerimiz halka yöneltilen çağrılarla yaptırılmakta devletin diyanete tahsis ettiği meblağlar diyanetin çalışma sahasını oluşturan cami ve Kur’an kurslarına yatırım olarak aksettirilmemektedirler. Ne tuhaftır ki İslam dini dışındaki Semavi din sahipleri kendi ibadethanelerinin yapımını, tamirini hatta din görevlilerin ücretini kendileri öderken hatta Sünni mezhep dışındaki İslam kesimi de aynı durumu gösterirken sadece Sünni İslam kesimi diyanetin elindeki nakti imkânlarla Diyanete Bağlı Personelin maaş ve diğer masraflarını ödemekle iktifa etmektedir. Devam edecek…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.