SON DAKİKA
Hava Durumu

Başlangıçtan 3 Mart 1924’e Kadar İslam’da Dinsel Yönetim

Yazının Giriş Tarihi: 23.02.2026 08:14
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.02.2026 08:14

Biz Türkler yaratılıştan itibaren Gök Tanrı dini denen tek Tanrılı bir din sahibi olmamız nedeniyle Semavi dinleri fazla yadırgamamış, özellikle İslam dinini ağırlıklı olarak kabul edip benimsemiş bir milletizdir. Ne var ki İslam dini bize Arapların bağrında doğup onlar vasıtasıyla intikal ettirilmiş ve bir oranda silahlı mücadeleler neticesinde kabul ettirilmiş bir din olduğu da muhakkaktır.

Bu nedenledir ki İslam dini ve İslam dini kaideleri konusunda bilgi sahibi kılınmamız Araplar eliyle olmuştur. Ve haliyle bu bilgilendirme için ve İslam dininin toplumumuzda uygulama bulabilmesi için Arap kültürünün Arap toplum yapısının oluşturduğu kurum ve kuruluşlar bizde de hizmet vermek durumunda kalmışlardır.

Şunu da belirtmek isterim ki semavi dinlerin hepsi Ortadoğu’da doğmuş, daha sonra farklı yönlere doğru yayılmışlardır. Ancak doğuş yeri Suriye, Filistin İslamiyet itibarıyla hicaz bölgesi olmuş olan semavi dinler için kutsal sayılan yerler hep Ortadoğu’da kalmış ve üç semavi dinin kutsal yerlere sahip olmak isteği nedeniyle Ortadoğu ve Arap Yarımadası dünya tarihi boyunca dinsel savaşların gerçekleştiği yer olmuştur.

Şunu da belirtmek isterim ki İslamiyet Arap yarımadasının hicaz bölgesinde ortaya çıktığı için Araplar vasıtasıyla yayılmış, geniş sahalara yerleşmiş bir dindir diyerek da son dönemlerde ortaya çıkan bazı görüş sahiplerine göre İslamiyet biz Türklere de ırk itibarı ile yabancı bir kültür değildir. Çünkü Hz. Muhammed soy olarak Hz. Halil İbrahim peygambere dayandırıldığından bu peygamberin de Türklüğü iddia edilebildiğine göre Hz. Muhammed ırk olarak Türk olabilecek bir durum arz edebilmektedir. Dikkat edeceğimiz bir başka nokta ise Ortadoğu’da görülen tek tanrılı dinlerin hemen hemen tamamı Orta Asya kökenli Turani kavimlerde doğup gelişen en azından yukarıda da belirttiğimiz gibi Gök Tanrı dini denilen tek tanrılı Orta Asya kökenli bir dinden İslamiyet’in ön hazırlığı diye bahsetmek mümkündür düşüncesindeyim.

Cami dediğimiz ibadethanelerimiz aslında Arap kültür yapısına göre oluşmuş ve daha sonra bizde şekil ve görüntü değiştirerek bünyemize uygun hale getirilmiş mekânlardır. Camilerle birlikte teşkilatlanmaya başlayan İslamiyet İslam toplumunda ve İslam’a dahil olan biz Türk İslam toplumlarında da yeni teşkilatlanmalar ve oluşumlar meydana getirilmesi zaruretini doğurmuştur.

Mesela İslam’ın ilk dönemlerinde namaz zamanında cemaatin en bilgilisi olan kişi öne geçip namaz kıldırmayı gerçekleştirdiğinden ve yine onun görevini yerine getirmesinde kusursuzca yardımcı olabilecek cemaat üyesi bir zatın müezzinlik görevini yerine getirmesinden dolayı İslam’ın ilk döneminde mesleği imamlık ve müezzinlik olan bireylere ihtiyaç duyulmamıştır. Ancak zamanla bu görevlilerin ihtiyaç olması hem bu görevi yapabilecek kişileri yetiştirebilecek bu görevi yapabilecek durumda olan kişileri görevlendirmeyi gerçekleştirip görevleri sırasında onları kontrol ve denetime dahil tutabilecek teşkilatların oluşturulması ihtiyacını da durumunu da ortaya koymuştur.

Bu şekilde İslam’da teşkilatlanmaya başlayan din öğretimi ve dini görevlerin ifası ile ilgili hizmetleri ifa edebilecek personelleri yetiştirip görevlendirecek, görevlerinin sürdürülmesini bunun için denetimlerinin yapılmasını sağlayacak teşkilatların oluşması İslam’da bir din işleri yönetiminin oluşmasını getirmiştir. Peygamberin sağlığında onun şahsında toplanıp işlerlik gösteren İslam’daki din işleri yönetimi onun ölümünden sonra ortaya çıkacak hilafet makamını gerektiren en önemli etkenlerden biri olmuştur. Peygamber sonrası devreden başlayıp Osmanlı’ya gelene kadar geçen sürede İslam toplumlarının veya devletlerinin din işlerinin yönetimini yürüten, uygulamalarını gerçekleştiren kurum hilafet makamı olmuştur.

Bu kurum 4 halife devrinde Emeviler ve Abbasiler döneminde hem toplumun siyaset işlerini hem idari yönetim işlerini hem de din işlerini yönetmiştir. Abbasiler zamanına kadar bu 3 görevi birlikte yöneten hilafet kurumu Abbasiler zamanında farklılık göstermiş, Emeviler devrinde akait ve uygulama yönünden bölünmeye başlayan İslam toplumunda hilafet makamı Sünni İslam kesiminin dini yönetimini gerçekleştiren bir makam ve kurum haline gelirken Şii veya Alevi mezhepleri İslam toplumlarının dini yönetimini üstlenen ve yürütmesi beklenen bir imamet kurumu ortaya çıkmıştır.

Gerçi bu imam veyahut imamet dediğimiz teşkilatın bazı etkili yöneticilerine Sünnilerin en üst din görevlisine verilen Halife adının verildiğini de görebilmişizdir. Mesela Mısır’daki Şii Fatımi Devleti’nin İmam düzeyindeki yöneticilerine Şii Fatımi Halifesi dendiğini hiç değilse Sünni İslam toplumlarının onları öyle adlandırdığını söylememiz mümkündür. Osmanlı öncesi dönemde İslam devletlerinin yöneticileri devlet Sünni ise Abbasi Halifelerinden, devlet Şii ise Şii imamlardan onay ve kabul almışlardır. Sadece onay alınmakla kalınmamış İslam devletlerindeki din görevlilerinin ve eğitim görevlilerinin, adalet görevlilerinin tayin, azil ve uygulamalarında da söz konusu kurumların hak sahibi olduğu kabul edilmiştir. Menşur denilen onayla Halifelerden yöneticiliğinin tasdikini alan İslam Türk Devletleri yöneticileri icraatlarının İslam kaidelerine uygun olup olmadığının kontrolü konusunda da bu kurumun yetkilerini kabul etmişlerdir. Devam edecek…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.