Bu nedenle ilk olarak Barzan aşireti hakkında milletçe bilgi sahibi olmamız gerekir düşüncesindeyim. Bu aşiretin hakkında genel kaynaklara baktığımızda kısaca şu bilgilendirmenin yapıldığını görürüz:
“Barzan Aşireti, adını aşiretin merkezi olan Barzan köyünden alır. Encyclopeadia of Iranica´ya göre Barzan adı, Kürtçenin de mensup olduğu kuzeybatı irani dilerde Mahalle anlamını taşımaktadır. Kökeni avestadaki varəzāna kelimesine dayanan "Barzan", eski hintçedeki karşıtı vṛjána(Cemaat)´dır. Modern Kürtçede bu kelimenin yerini "Tax" almıştır. Barzan bölgesi Erbil vilayetine bağlı olarak Irak Kürt Bölgesi’nin en uç noktasında yer alır. Bölgenin merkezi Mergesor kazasıdır. Kaza üç nahiyeden oluşur. Mergesor, Barzan, Şirvan. Doğusunda Revanduz, batısında Amediye, güneyinde Akre kazası ve kuzeyinde Türkiye sınırı yer alır. Şîrvanî, Dolamerî, Mizorî, Berojî, Nizarî, Gerdî, Herkî ve Binecî aşiretlerin toplamına biz Barzan diyoruz. Barzan bir üst çatı adıdır ve bu aşiretlerden oluşmuştur.
Aşiretin atası sayılan Mesud, Barzan’a yakın Hewînka köyüne yerleşir ve o köyden bir kızla evlenir. Bu evlilikten Said adında bir çocuk dünyaya gelir. Aşiretin liderliği ondan sonra oğlu Said’e geçer. Onu da torunu Şeyh Taceddin izler. Şeyh Taceddini bir din alimi idi ve bu nedenle etrafında birçok mürit toplanır. Bunun üzerine Barzan tekkesini kurar ve ölünceye kadar bu tekkede şeyhlik görevini sürdürür. Onu, oğlu Şeyh Abdurrahman, Şeyh Abdurrahman’ı da oğlu Şeyh Abdullah izler. Şeyh Abdullah, oğlu Şeyh Abdusselam’ı, Seyyid Taha Nehri’den dini ilimleri öğrensin diye oğlu Nehri Medresesi’ne gönderir. Şeyh Abdullah’ın vefatından sonra Şeyh Abdusselam, Barzan Tekkesi’nin başına geçer. Onun yönetime gelmesiyle tekkenin müritlerinin sayısı daha da artar. Bunun üzerine, O da Barzan’da dini ilimleri öğreten bir medrese kurar.
Barzan aşireti ve Barzani ailesinin oluşumunun başlangıcını bu şekilde gördükten sonra hemen Barzani ailesinin tarih süreci içerisinde geçirdiği evreleri ve kendisine uyan Barzan aşiretinin bir aşiretten, bir devlet ve bir millet yaratma yolunda yaptığı faaliyetlere bakmamız gerekir kanaatindeyim. Nasıl Osmanlı ailesi kayı boyundan, kayı aşiretinden bir hanedan ve onun yönetiminde bir devlet yani Osmanlı imparatorluğu yaratmışsa Barzani ailesi de Barzan aşiretinden onu esas alarak etrafında topladığı Kürtlerden bir devlet ve millet yaratmak için harekete geçmiştir. Özellikle Osmanlı devletinin yıkılış döneminden başlayan faaliyetleriyle bu yoldaki çalışmalarına girişen Barzani ailesinin bu yolda en önemli çaba gösteren bireyi Molla Mustafa Barzani olmuştur. Onun genel kaynakların ara başlıklarla verdiği faaliyetleri şu şekilde gerçekleşmiştir:
BARZANİLER, MEVLANA HALİD’İN HALİFELERİ
Bu yıllarda bölgede Kadirîlik ve Nakşîlik önem kazanmıştı. Bölgede Nakşibendîliğin ilk yayıcısı Mevlânâ Halid-i Bağdadî'dir (1777-1837). 1809 yilinda Hindistan'a giderek Abdullah-i Devlevî'den hilâfet alan Halid, kısa sürede bölgenin en etkin şeyhi olmustu. Özellikle Hakkârili Abdullah Nehrî ve Palulu Ali Septî (Seyh Said'in dedesi) aracılığıyla Kuzey Irak ve Doğu Anadolu'da yayılan Halidîye, Barzanîleri de tesir sahasina almakta gecikmemişti. Şeyh Taceddin'den sonra yerine geçen oğlu I. Abdüsselâm, Seyyid Taha tarafindan fıkıh dersleri almış olmanın da avantajıyla ilişkilerini sıklaştırmış, hatta zaman zaman Halid-i Bağdadî'yi (k.s.) bile ziyaret etmişti. Kürt kaynaklarına göre I. Abdüsselâm bu ziyaretlerinin birinde Mevlânâ Halid'den bölgenin Nakşî halifesi olma iznini de almıştı.
Şeyh Abdusselam 1872′de vefat etti. Ölümünden üç yıl önce İslam Fıkıh’ına dair değerli bir kitap yazdı. Ondan sonraoğlu Muhammed Şeyhlik postuna oturdu. Şeyh Muhammed de zühd ve takvasıyla önlüydü. Onun zamanında Barzan Tekkesi komşu aşiretlerden mazlumların sığınağı oldu. Bu durum bu aşiret liderlerinin Şeyh Muhammed’i Osmanlı Sultanı’na şikayet etme- lerine neden oldu. Osmanlı Hükümeti Şeyh Muhammed’i Bitlis kentine sürgün etti. Şeyh burada bir yıl kadar hapis yattı. Barzan’a geri döndüğünde fazla yaşamadı ve 1903 yılında vefat etti. aşiretler Şeyh Abdusselam’ın liderliğinde ittifak ederek onun reformlarını desteklediler: Şîrvanî, Dolamerî, Mizorî, Berojî, Nizarî, Gerdî, Herkî ve Binecî. O günden sonra Barzan adı bu aşiretlerin tümünü temsil eder oldu…
BARZANİLER BİTLİS’TE SÜRGÜN
Abdüsselâm'ın öldürülmesi olayı ile ilgili Hollandalı Kürdoloji uzmanı Martin Van Bruinessen oldukça farklı ve ilginç şeyler anlatmaktadır. Onun verdiği bilgiye göre, Seyyid Taha'nın kardeşi Şeyh Saleh'den hilâfet alan I. Abdüsselâm, şeyhinin ölümü üzerine kendisini şeyh ilân etti. Buna kızan Seyyid Taha'nın oğlu ve yeni şeyhi Ubeydullah, "Abdüsselâm ve müridlerinin delirdiklerini, şeytanın kurbanları olduğunu" ileri sürerek, ona savaş açtı. Şeyhlerinin yenilmesine rağmen Abdüsselâm'ın müridleri onu mehdi ilan ettiler. Abdüsselâm da korkusundan saklandı. Daha sonra da öldü. Yerine oğlu Muhammed geçti. Muhammed, Şeyh Ubeydullah'a bağlılığını bildirdi. Fakat Ubeydullah'ın Hicaz'a sürülmesinden sonra bu kez de Muhammed Barzanî mehdiliğini ilan etti. Bu, bölge halkı tarafından benimsenmedi. Bölgede Barzanîler "divâne" olarak adlandırılmaya baslandılar. Kürt kaynaklarina göre I. Abdüsselâm'in yerine geçen Muhammed, zâhid, aşiret ve kabile kavgalarından kaçanların sığınağı, aktif bir insandı. Osmanlıya yapılan şikâyetler sonucu Bitlis'e sürülmüs ve bir kaç yıl sonra da sürgünden dönmüştü. Ondan sonra da kimseyi kabul etmemiş ve 1903'de yerini oğlu II. Abdüsselâm'a bırakarak vefat etmişti
1903'de Şeyh Muhammed ölmüş ve geride bes oğlu kalmıştı. Abdüsselâm (II), Şeyh Ahmed, Muhammed Sıddık, Muhammed Babu ve Mustafa Barzanî. (Şeyh Muhammed'in oğlu Molla Mustafa Barzanî anılarında, "1903-1904'de bir gün köylerini basan Hamidiye Alayı mensuplarınca tutuklanarak, ailece Diyarbakır hapishanesine konduklarını, bir buçuk yıl kaldıktan sonra döndüklerini" anlatmaktadir”) Bunlardan en büyüğü Abdüsselâm adıyla başa geçti. II. Abdüsselâm başa geçer geçmez bölgesinde sosyal ve iktisadî yönden hızlı bir atak başlatmıştı. II. Abdüsselâm bir şeyhden çok bağımsız bir siyasî lider gibi davranmaya başlamıştı. Toprak reformu yapmış, fakir gençleri zorlayan, mehirdeki taşkınlık kaldırılmış, toplumsal ilişkiler yeniden düzenlenmeye çalışılmış, güvenlik önlemleri arttırılmış, köylerde camiler daha aktif hale getirilmiş, sorunlar Osmanlı yönetimine aktarılmadan şeyhin atadığı imamlar tarafından çözülmüştü.