SON DAKİKA
Hava Durumu

4 Nisanda Anzavur Ahmet ve Şürekasınca Yapılan Katliam Hakkında Düşünceler

Yazının Giriş Tarihi: 13.04.2026 07:53
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.04.2026 07:53

Yeryüzünde uluslararası sahada bazı küçük ırk veya kültür gruplarını katliama uğratmak, soykırıma uğratmak genellikle kapitalist yahut sömürgeci büyük devletlerin yaptığı icraat olmasına karşılık nedense biz Türk ırkı katliamcı, soykırımcı olarak gösterilen insan grubu yahut ırk olarak tanıtılmış, tanıtılmaya uğramış bir ırk olarak ileri sürülmüş, bu adeta biz Türkleri soykırımcı gösterilme durumuna getirmiştir. Oysa yeryüzünde en fazla katliama, soykırıma biz Türkler uğramış, uğratılmışızdır.

Çünkü tarihin başlangıcından bugüne farklı sahalarda yurt edinip devlet kurmamız nedeniyle ve bu yurtlardan uzaklaştırılmamız mücadeleleri nedeniyle sürekli can vermiş, kan dökmüş bir milletizdir. Bir sahayı ele geçirip vatan yaparken kan döktüğümüz gibi, can verdiğimiz gibi elimizden çıkarken de o vatan toprağı üzerinde yaşayan bireylerimizin büyük çoğunluğunun hayatını kaybetmesi gerekmiştir. Çünkü biz Türk milleti vatan dediğimiz sahayı kolay kolay terk etmeyip, oradan zorla uzaklaştırılmamız gerekmiştir.

Nitekim Avrupa’daki topraklarımızı, Afrika’daki topraklarımızı, Asya’daki topraklarımızı elimizden alan milletler oraya yerleşebilmek, sahip olabilmek için oradaki Türk ırkının çoğunluk olma durumunu ortadan kaldırabilmek için bu tür sahalarda yaşayan Türkleri kılıçtan geçirmek, toplu katliamlara tabi tutmak yolunu seçmişlerdir. Bunun en güzel örneğini Avrupa topraklarımızın, Balkan topraklarımızın elimizden çıkması sırasında milletimizin Balkanlarda özellikle Bulgaristan’da, Batı Trakya’da, hatta daha önceleri Yugoslavya topraklarında yaşadığı katliamlar göstermektedir.

Ne var ki biz Türkler diğer milletler gibi uğradığımız katliamları dile getirmemiş, açıklamayı uygun bulmadığımızdan sanki katliama uğramamış gibi davranmayı tercih etmişizdir. Bunun sonucu olarak Kurtuluş harbi başlarında Osmanlı’nın son dönemlerinde Ermenilerin milletimize, ırkımıza yaptığı katliamları, soykırımları olsun, Yunanlıların Kurtuluş harbi sonrasında yenilip kaçarken yaptıkları katliamları olsun doğru dürüst dile getirmemiş, dünya uluslarının, dünya kamuoyunun dikkatine ve görüşlerine sergilemekten uzak kalmayı tercih etmişizdir. Ama bu durum bizi katliam yaşamamış bir millet, bir ırk durumuna getirecek bir özellik kazandıramayacak bir davranıştır.

Şunu da hemen eklemek isterim ki biz Türkler sadece diğer milletlerin katliamına uğrayan bir millet değilizdir. Bazen küçük çapta da olsa kendi kendimizi katliama uğratan bir millet özelliğini de yansıtacak olaylar yaşayabilmişizdir. Bunun şüphesiz tarihimizde pek çok örnekleri mevcuttur. Bunları tek tek sıralamak yerine Kurtuluş harbi açısından aslında önemli olmasına karşılık bazı çevreler tarafından yıllardır unutturulmaya çalışılan bir katliam uygulamasıyla örneklenmesi mümkündür kanaatindeyim.

Kurtuluş Harbi’nin başlarında Osmanlı hanedanı, Osmanlı hükümeti pes deyip itilaf devletleri ile Mondros mütarekesini ve akabinde Sevr Antlaşmasını imzalayıp topraklarını itilaf devletlerinin paylaşmasına ve işgaline açtıktan sonra Anadolu Türklüğü olarak bizler vatansız kalma, müstakil yaşama imkanından mahrum olma durumuyla karşı karşıya kalmışızdır. Ama hiçbir zaman bağımsız yaşama, vatansız yaşama durumunu kabul etmeyen bir millet olan Türk milleti Anadolu Türklüğü, Amasya tamimiyle liderliğini ilan eden Mustafa Kemal’in ardına takılıp Kurtuluş harbine, İstiklal savaşına başlayınca durum değişmiştir. Türklüğün giriştiği mücadele ile İstiklal harbi ile tekrar bir devlet kurup bağımsız yaşamını sürdüreceğini anlayan işgal devletleri ve bu yeni devlette kendisine yer olmayacağını anlayan Osmanlı hanedanı ve onun hükümeti başta Mustafa Kemal olmak üzere Kurtuluş yanlılarına yani Kuvayi Milliye’cilere derhal mücadele başlatmışlardır.

İşte bu mücadeleler esnasında Osmanlı hanedanının temsilcisi olan, onun emriyle Marmara bölgesinde, Boğazlar bölgesinde Kuvayi Milliye fikrinin yeşermesini, tutunmasını engellemek isteyen Kafkas kökenli Anzavur Ahmet’in derhal harekete geçtiğini görmekteyiz. Bu şahsın kendisine harekat sahası olarak komşu ilçelerimiz Gönen, Manyas, Çanakkale’nin Biga ve bizzat Bandırmamızın komşu ilçesi Susurluk’un topraklarını seçtiğini de bilmekteyiz. Bu şahıs bir yandan Osmanlı hanedanının taşıdığı aslında gerçekten hakkı olup olmadığı tartışmalı olan halifelik makamına dayalı istismarı da arkasına alarak bir yandan da seçtiği faaliyet sahasındaki Kafkasyalı kitlelerin saltanata ve hilafete bağlılığını istismar ederek Kuvayi Milliye ile mücadeleye giriştiğini görmek mümkündür.

Nitekim bölgede Kuvayi Milliyecilerin Akbaş baskınıyla elde ettikleri silah ve mühimmat üstünlüğünü bertaraf etmek isteyen İngiliz işgal kuvvetlerinin ve İstanbul hükümetinin teşvikiyle Anzavur Ahmet’in Manyas, Gönen, Susurluk sahasında Kuvayi Milliyeye karşı isyan bayrağı açtığını ve Anzavur isyanları adıyla tanınacak olan isyanlarını başlattığını görmekteyiz.

1920 yılında başlatılan bu isyanların bölgede yani Güney Marmara sahasında pek çok kan dökülmesine ve pek çok Kuvayi Milliyecinin katledilmesine sebep olduğu tarihi kayıtlarda aşikardır. Nitekim isyanları sırasında faaliyet sahasındaki ilçelerimizi ele geçiren Anzavur Ahmet ve şürekası ele geçirdikleri yerlerde Kuvayi Milliyecileri katletmişlerdir. Özellikle farklı tarihlerde Gönen’i ele geçiren Anzavur Ahmet’in Gönen’i 2. Defa ele geçirdiğinde yaptığı katliam hakikaten dikkate değer ölçüde bir katliam olarak karşımıza çıkmış tarihteki yerini almıştır düşüncesindeyim. Devam edecek…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.